29 Kasım 2009 Pazar

GÜLİ ÇOCUK YUVASI


        Kişiliğin oluştuğu yılları kapsayan okul öncesi eğitim- öğretimi nitelikli ve istenen oranlara çekebilmede siz ebeveynlerimizle işbirliği içerisinde, Milli Eğitim Bakanlığının plan ve programı kapsamında, çocuklarımızın zihinsel, psikomotor, duygusal, sosyal, dil, öz bakım becerilerini kazanmaları ve ilköğretime, geleceğe güvenle hazırlanmaları için bireysel - genel anlamda tüm gelişimlerini destekleme çalışmaları yapabileceğimiz, fizyolojik ihtiyaçlarını sevgi ile giderebileceğimiz, 30 yıllık Çocuk Gelişimi-Eğitimi tecrübelerimizi paylaşabileceğimiz GÜLİ ÇOCUK YUVASI hizmetinizdedir.











Adres : Yeni mah. Varnalı cad. Hatipoğlu sk. no. 51 Tepe Country Villaları - Silivri


Tel : 0212 729 04 99


BİZ  EN  DEĞERLİLERİNİZ !!!

Kurallı yada serbest, sınıf yada bahçe ortamında oynadığımız EĞİTİCİ OYUNLARLA hayatın provasını yapıyor, yaşama keyifli bir biçimde uyum sağlamayı öğreniyoruz. Oyun bizim vazgeçilmezimizdir, onunla rahatlar, değişik kimliklere bürünür, duygu ve düşüncelerimizi rahatça ifade edebiliriz, grup ruhunu geliştirirken, kurallara   uymanın önemini kavrarız. Bedenimizi koordineli bir biçimde kullanarak sağlığımızı destekleriz. Kavramları kolay öğrenip zevkle hayata hazırlanırız.



                                                                         

      Evcilik, kitaplık, fen ve doğa, kukla, tamir, müzik gibi ilgi  köşelerinde, kendi seçtiğimiz köşe etkinliği ve arkadaşlarımızla SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİNDE sosyalleşiriz. Bizimle ilgili olarak en fazla bilgiye sahip olunan dolayısıyla desteklenmesi gereken bireysel ihtiyaçlarımızın anlaşılabileceği etkinliklerden biridir. Oyunumuzu, oyuncağımızı, arkadaşımızı seçmek için karar verme becerisi kazanırken, sosyal-toplumsal kuralları öğrenir, psikomotor gelişimimizi destekleriz. İç dünyamızı yansıtarak rahatlarız.Toplum içinde yaşamayı gerçek şekliyle burada öğreniriz. Serbest zaman etkinliğinde ayrıca çeşitli sanat çalışmaları da yaparak yaratıcılığımızı geliştirir böylece zihinsel gelişimimizi destekler, üreten bireyler olmayı küçücük yaşta öğreniriz buda bizi özgüveni yüksek başarılı, mutlu, kendiyle ve çevresi ile barışık duyarlı bireyler haline getirmektedir.



                           







Şiir, bilmece, tekerlemeler, parmak oyunları, hedefe yönelik sohbet, resimli kitap okuma, öykü anlatma ,taklit oyunları ile TÜRKÇE DİL ETKİNLİĞİ yaparız. Öykü tamamlama etkinlikleri ile zihinsel özelliklerimizi geliştiririz. Kendimizi en iyi biçimde ifade edebilmede en büyük faktör olan Türkçeyi doğru ve güzel konuşmayı öğreniriz. Sözcük dağarcığımızı geliştirir, hayal gücümüz zenginleştirirken bize bir ömür boyu her alanda gerekli olan yaratıcılık seviyemizi yükseltiriz. Üretken olmanın hazzını yaşarken paylaşma, dinleme, sıra bekleme gibi sosyal becerileri ediniriz.. Dolayısıyla kendimize ve çevremize olan güvenimiz artar




Şarkı söyleme, dinleme, ritim çalışmaları, ses dinleme ve ayırt etme çalışmaları gibi MÜZİK ETKİNLİKLERİ ile zihinsel ve dil gelişimimiz desteklenirken müzik eşliğinde oynadığımız oyunlarla keyifli ve tüm yönlerimizi geliştirici bir ortam buluruz..Müzik aletlerini tanıma fırsatı yakalarken, ruhumuzu besleyen müziğe karşı ilgimiz çevreye karşı farkındalık seviyemiz artar. Böylece duyarlı, pozitif bireyler olmamız kolaylaşır. Müzik yeteneğimiz fark edilerek daha da geliştirilme imkanı bulunur.



       Fen ve doğa köşemizde yaptığımız çeşitli deneylerle, bahçemizde hayvan besleme, bitki yetiştirme, doğa gezileri, koleksiyonlar, fotoğraf çekme ya da fotoğraf  inceleme gibi FEN - DOĞA VE MATEMATİK ETKİNLİKLERİ ile yaşayarak deneyerek öğrenir, hayatı keyifli bir biçimde keşfeder, kendimizi, çevremizdeki, canlı, cansız varlıkları tanıma imkanı buluruz. Gözlem yapma, araştırma, inceleme, algılama, kavrama becerilerimizi geliştirerek hayat boyu öğrenmeyi kolaylaştırırız.


     Kesme, katlama, yırtma, yapıştırma, sulu boya, parmak boya, pastel boya, kolaj çalışmaları, yoğurma maddeleri ve atık materyal çalışmasını kapsayan YARATICI SANAT ETKİNLİKLERİ ile zihnimizi ve küçük kaslarımızı geliştirir, öz bakımımız ile ilgili işleri yapabilmede, bize ömür boyunca lazım olan becerileri kazanırız. Serbest resim çalışmaları ile sözel olarak ifade edemediğimiz duygu ve düşüncelerimizin ortaya çıkmasıyla kendimizi doğru biçimde ifade edebilme, duygusal olarak rahatlama fırsatını buluruz. Bir şeyler üretmenin keyfiyle kendimize olan inancımızı ve güvenimizi arttırırız..


        Çeşitli kavramları; renkleri, şekilleri, sayıları v.s yaşama dair ne varsa  KAVRAM ÇALIŞMASI - OKUMA - YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİKLERİ ile öğreniriz. Dikkat ve bellek çalışmaları yapar, problem çözme (neden-sonuç ilişkisini kurma, düşünme, algılama, karar verme) becerimizi arttırırız. İlköğretime geçişimizi kolaylaştırırken, hazır bulunuşluk düzeyimizi arttırırz. El-göz koordinasyonumuzu geliştirerek tüm becerilerin kazanımını kolaylaştırırız.


Düşünsel, duygusal, duyusal, sosyal yönden gelişimimize büyük destek sağlayan, DRAMA – PANDOMİM çalışmaları ile edindiğimiz nitelikli insan olma bilinci sayesinde, olumlu benlik imajına sahip olabilmeyi başarabildiğimiz için kendimizi iyi ifade edebilen , empati yapabilen, ihtiyaçlarımızı gidermede sorumluluk alabilen, bir çok yönüyle gelişmiş, öğrenmeye açık, daima öğrenmeye gereksinimi olan insan olmamız kolaylaşır. Dramada kendimizi rahat ifade edebildiğimiz ve aktif olduğumuz için en iyi, en kolay, en keyifli öğrenmeyi geçekleştiririz.. Drama – pandomim ile gün içinde yaşanılan ve geçmişten getirdiğimiz düşüncelerimizde yer alan bir durumu, olayı, bir konuyu, doğaçlama olarak yaşatır, canlandırırız, durumları, olayları farklı açılardan görme şansını yakalarız.







AİLE KATILIMI sağlayan programlarla yetiştirilmemizin gelişimlerimiz üzerinde çok olumlu ve kalıcı etkisi olmaktadır. Çünkü okulda yada evde kazandığımız becerileri ancak böyle pekiştirebilir ve günlük yaşama aktarabiliriz. Üstelik bizi en iyi tanıyanlar aile bireylerimizdir. Onların öğretmenlerimizi yönlendirmeleriyle bizlerin gelişimi çok daha üst seviyeye çekilecektir. Diğer taraftan okul ile işbirliği yapıldığında ebeveynlerimizin çocuk yetiştirme konusundaki bilgi ve becerilerini artacak daha etkili ve yeterli  olmaları sağlanacaktır. Okul öncesinde aile katılım etkinliklerine örnek olarak seminer, konferans, toplantılar, ailelerin evde yada okulda eğitim etkinliklerine aktif katılımını, ev ziyaretlerini  sayabiliriz.
    Eğer bizlere evde ve okulda aynı paralellikte, tutarlılıkta ve kararlılıkta davranılırsa, tüm duyularımıza hitap edecek etkinlikler düzenlenip, yaşantılar oluşturulursa hem kendimizde var olan yeteneklerini geliştirebilir hem de yetersiz gibi görünen yanlarımızı yeterli hale getirebilme fırsatı buluruz, böylece öğrenme, davranış kazanma işini keyifle ve daha kısa sürede tamamlayabiliriz.


   AİLELER İÇİN AYRICA


Çocuğunuzun;


Gelişimi hakkında bilgi alabilirsiniz.


Sosyal, duygusal, zihinsel, konuşma, hareket ve özbakım becerilerinin yaşına uygun olup olmadığını öğrenebilirsiniz.


Doğru iletişim kurma yollarını ve nasıl davranmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.


Öğrenme hızını geliştirmenizin yollarını öğrenebilirsiniz.


Davranış sorunları olan çocuğunuza nasıl yaklaşacağınızı öğrenebilirsiniz.


Gelişimini olumsuz etkileyebilecek durumları ve engellemeyi öğrenebilirsiniz.


Kardeşler arası ilişkileri düzenlemede yardım alabilirsiniz.


Kaliteli vakit geçirme yöntemlerini öğrenebilirsiniz.



ÇOCUKLARIMIZLA KALİTELİ VAKİT GEÇİRMEDE ÇOKLU ZEKANIN ÖNEMİ.


  Çocuklarımızla kaliteli vakit geçirmede sizlerle paylaştıklarımdan da anlayacağınız gibi esas olan onu çok yönlü sarıp sarmalamaktır. Duygusal olarak sevgimizle onu doyururken, gelişimini çok yönlü desteklemenin ne kadar önemli olduğunu gördük. Kaldı ki zeka' teorisi ile bile sadece dil ve matematik zekasını göz önünde bulunduran aile yada okullardaki klasik yaklaşımın artık yetersiz kaldığı, buna dayalı klasik zeka testi ve zekanın eski tanımı bile tarihe karıştığını biliyoruz. Ama ne yazık ki bundan haberi olmayan birçok yetişkin yada eğitimci yüzünden çocuklarımız geleceğe yeterince hazırlanamamakta ve travmatik durumlar yaşamaktadır.

   Gün içinde çocuklarımızla yapacağımız etkinliklerde onun tüm duyu organlarının devrede olacağı çalışmalar seçmeliyiz. Bedensel gelişimini desteklerken aynı zamanda zihinsel, duygusal ve sosyal gelişim, dil gelişimini de desteklemeliyiz ki gelişimi bir bütün olarak sağlansın. Bunlardan birinin eksikliği diğer gelişimlerini de olumsuz etkileyeceğinden hepsi bir arada gerçekleşmelidir. Çünkü biz bireylerin konuşma ve yazma dilinde kelimeleri etkili ve akıllıca kullanabilmemiz, kendimizi doğru ifade edebilmemiz için Dilsel zekaya, etrafımızda olan bitenlerden haberdar olabilmemiz yada hayalimizde canlandırarak görme yeteneği geliştirebilmemiz için, Görsel zekaya, sayısal kavramı anlayabilme, sebep sonuç ilişkisi kurabilme, algılama gücümüzü arttırabilmek için Matematik zekasına, kendimizi ifade ederken çok önemli olan bedenimizi doğru kullanabilmemiz için, kendi özbakım ihtiyaçlarımızı giderebilmemiz için, yeni bir şeyler yaratmada ellerimizi dilediğimiz gibi kullanabilmemiz için Bedensel zekaya, başkalarının ruh hallerini, hislerini, duygularını, mizaçlarını anlayabilip daha iyi ilişkiler kurabilmemiz için Kişiler arası zekaya ihtiyacımız var bunun yanında birde kendimizi doğru kararlar almaya yönlendirip, idare etme ve kendimizi tanımamız için Kişinin kendine dönük zekasını geliştirilmesi gerekiyor.
      Bu nedenle;
Dilsel zekanın gelişimi için; Kitap, masal, öyküler, parmak oyunları, bilmeceler, tekerlemeler, drama, dramatizasyon, kukla gösterileri çocukla sohbet, şarkı söyleme v.s
Görsel zekanın gelişimi için; Yap- boz, labirent, eksik bul- tamamlamaca oyunları, çizim , resim çalışmaları, görsel yayınlar v.s
Mantıksal-Matematik zekası için;
Nesnelerin çalışması ve çevrenin keşfi, matematikle ilgili oyunlar, fen ve doğa çalışmaları, geziler, dama, satranç gibi düşündüren oyunlar, mantığa dayalı yap-boz v.s
Harekete dayalı (bedensel) zeka için;
Koşma, zıplama, tırmanma, dans etme gibi bedensel aktiviteler, hareketi oyunlar, eşyaları ya da benzer şeyleri parçalara ayırıp tekrar birleştirme, yoğurma maddeleri ile oynama, resim, boyama, kesme, yırtma, yapıştırma etkinlikleri,
Müzik Zekası için;
Müzikli çalışmalar, şarkı dinleme, söyleme, ritmik dans, yürüme, koşma, müzik aletleri çalma v.s
Kişiler arası (sosyal) zeka için;
Sosyal faaliyetlere katılma, grup oyunları oynama, etkinliklerde bulunma v.s
Kişinin kendine dönük zekasının gelişimi için;
Bağımsız ve kendi başlarına yapabilecekleri işler, özbakım becerilerini gidermeye dönük etkinlikler ( el yıkama, kendi kendine beslenme, diş fırçalama, ev işleri ile ilgili sorumluluk alma v.s ) kazalardan korunmaya dönük etkinlikler v.s yapılması gerekmektedir.
    Herkesin birbirinden farklı algılama ve anlama, olaylara birbirinden farklı yaklaşım ve problem çözme yetenek ve tarzları vardır. Herkesin öğrenme şekilleri de birbirlerinden farklıdır. Bunun içindir ki çocukların bireysel farklılıklarına göre farklı yaklaşımlar hem bizim hemde çocuğumuzun mutluluğunu arttıracaktır. Örneğin; Görsel zekası gelişmiş olan çocuklar resimlerle ve video filmlerle daha zevkli öğrenirlerken, bedensel zekası olan çocuklar dokunarak, deneyerek ve uygulayarak daha iyi öğrenirler. Matematik zekalı çocuklar mantığa dayalı, sebep sonuç ilişkileriyle rahatça öğrenirken, müzik zekalı çocuklar müzikle, dilsel zekası olan çocuklar ise dinleyerek ve okuyarak öğrenmede daha başarılı olurlar, sosyal zekalı çocuklar konuşup, iletişim kurarak, kendine dönük zekası olan çocuklar ise tek başına çalışarak öğrenmekten zevk alırlar. Bunun için çoklu gelişim desteği metotlarının ev yada sınıflarda uygulanması için yetişkinlerin değişik yaklaşımlar sergileyip amaca uygun değişik malzemeler kullanmaları gerekir. Bunu daha açacak olursak aynı şeyi farklı metodlarla ve araç gereç kullanarak, çocuğun yaşayarak deneyerek öğrenmesine izin vererek öğretmek, birbirinden farklı anlama kapasitesi olan çocukların daha kolay öğrenmelerini sağlayacaktır.
    Zeka tipi ne olursa olsun her çocuğun kuvvetli ve zayıf olduğu yanları vardır. Eğer çocukların tüm duyularına hitap edecek etkinlikler düzenlenip, yaşantılar oluşturulursa çocuklar hem kendilerinde var olan yeteneklerini geliştirebilecek hemde yetersiz gibi görünen yanları yeterli hale getirecek, öğrenme işini zevk alarak ve daha kısa sürede tamamlayacaklardır. Üstelik öğrenmenin kalıcılığı artacaktır. Böylece çok yönlü yetişen çocukların kendilerine olan güvenleri artıyor, yaşam içinde mutlu, diğer insanlarla sağlıklı iletişim kuran, okula ve öğrenmeye karşı daha ılımlı bir tutum ve davranış geliştiriyor ve daha başarılı oluyorlar.
       Sonuç olarak 7 tip zeka ve değişik öğrenme yolları varken tek tip zekaya hitap edecek, tek tip öğrenme şekliyle çocukları bir kalıp içine sokmaya çalışmak, çocuklarımızın sağlıklı gelişimine büyük engel teşkil etmektedir.
   
Nurten Daniş
Çocuk Gelişimi- Eğitimi Danışmanı

ÇOCUKLARDA KARDEŞ KISKANÇLIĞI



    Kardeş kıskançlıklarında yapılacak ilk iş, çocuğumuzun duygularını sevgiyle kabul etmemiz ve onunda bu duygularıyla yüzleşmesini sağlamamızdır.

*Kardeşe yönelik olumsuz duyguları reddedip, önemsememe yerine, onları kabul edip, tanımaya çalışmalıyız; Çocuk
"Anne, hep bebekle ilgileniyorsun."değinde
"Hiç de değil, daha biraz önce seninle oynamadımmı?" demek yerine ona sevgiyle gülümseyerek, başını okşayarak
"kardeşine bu kadar zaman ayırmam pek hoşuna gitmiyor." diyerek duygularını kabul ettiğimiz mesajını vermiş aynı zamanda bundan sonrada ona duygu ve düşüncelerini kendini suçlamadan paylaşma imkanı yaratmış oluruz. Bu yaklaşımla birlikte bizim kendi duygularınızı çocuğumuzla paylaşmamız ( yürüyemediği için her şeyi ona ben getirmek zorundayım bu beni aslında yoruyor, ona çok zaman harcamak zorunda kalıyorum v.s ama ben ikinizi de çok seviyorum o yüzden bunları yapmaktan mutlu oluyorum. Senin gibi yürümeye başlayınca istediğini alabilecek yada henüz dişleri çıkmadığı için sadece benim sütümle beslenebiliyor sende küçükken benim sütümle besleniyordun bak şimdi büyüdün artık kendin besleniyorsun ne güzel, ben de kardeşim doğduğunda kıskanmıştım ama sonra ……biliyormusun? demeniz çocuğunuzun kaygılarını azaltmaya yardımcı olacaktır.
*Kardeşi hakkındaki duygularını açığa çıkarması için etkin dinleme yapmalısınız.( etkin dinleme yöntemlerini mutlaka öğrenmelisiniz artık ona çok ihtiyacınız olacak J)
* Bebekle ilgili işler de biberonunun soğutulması, bezini getirme, altını birlikte değiştirme, yatağını toplama, oyuncak ya da giysi seçimi gibi konularda çocuğunuzun katılımını sağlayan sorumluluklar verme onu rahatlatacaktır.
*Eşlerin işbölümü yaparak, çocuklarıyla aynı anda ilgilenmeye çalışması çocuğun kendisiyle de ilgilenildiğini hissetmesini sağlayacaktır. Böylece sözel olarak söylenen kardeşin doğdu ama senin dünyanda değişen bir şey yok, sana olan sevgimizde bir azalma yok mesajını davranışla gösterme imkanı yaratılmış olacaktır. Çünkü çocuklar konuşmalardan çok davranışlarla ilgilenirler. Yani duygu ve düşüncelerinizi somut olarak ifade etmelisiniz.. Tüm bunları sizin kadar eve gelen yakınlarınızın da yapmasını sağlamalısınız.
*Çocuklar her şeyi somut algılarlar örn. Ona şaka yollu söylene kardeşin geldi pabucun dama atıldı ya da artık kardeşini senden daha çok seveceğiz ee nede olsa o küçük v.s çok travmatik sözlerdir. Çünkü çocuk ne yazık ki onları gerçek olarak algılar.
*Kıskanan çocuğunuzla, mümkün olduğunca nitelikli zaman geçirilmeye çalışmalı, daha önce sizinle birlikte yapmaktan hoşlandığı ne varsa gerçekleştirmesine olanak verilmelidir. Yeni gelen kardeşle birlikte önceden gerçekleşen oyun parkına gitme, akşam yemeğinden sonra hikaye okuma gibi etkinlikler devam etmelidir. Bu sayede hala istendiğini fark edebilecektir..
*Bebeğe sürekli "bebek" demek yerine doğrudan adını söylemeye başlamak bebeğin bir nesne değil de canlı bir varlık olduğunu anımsatacaktır. · Bebeğe "benim" değil "bizim" diye başlayarak hitap etmek ve "Sessiz ol, kardeşin uyuyor" gibi sözlerle çocuğun yaşantısını bebeğe göre ayarlamak kıskançlığı tırmandıracaktır. Yapmasını istedikleriniz siz yaparak model olursanız o zaten taklit edecektir. ( uyurken aman uyanmasın sessiz konuşayım deyip sesinizi alçaltıyorsanız zaten oda öyle yapacaktır)
*Aşırı kaygı içeren tavırlarla çocuğu bebekten uzaklaştırmaya çalışmak, sürekli müdahale etmek kıskançlığı arttıracaktır.
*Kıskanmasın diye çocuğa aşırı hoşgörü göstermek yada tutarsız davranmak durumu kötüleştirecektir. Örn: Önceden yalnız yatan çocuğun anne babasıyla yatmasına izin verme, önceden giysilerini giyebilen çocuğu giydirmek gibi.
*Bu dönem keşfetme dönemi olduğundan onunla birlikte kardeşinin her yanı incelenmelidir. Aksi takdirde bunu tek başına yapmaya kalkışacak bilmeden zarar verebilecektir. Bunun dışında bir yaklaşım sergilerse empati yapabilmesi için kardeşine yaptığını kendisine de yapması istenerek nasıl bir davranış yaptığını anlaması sağlanabilir. Çocuk mesajı alsa da almasa da iki kardeşi kontrolsüz yalnız bırakmamakta fayda var. (Beş yaşına gelene kadar çocuklar zarar verip vermediklerini kavrayamazlar.)
*Kardeşler arasındaki karşılaştırmalardan kaçının. Ancak onunda bir zamanlar küçük bir bebek olduğu, aynı bakım ve özenin kendisine de gösterildiğini çocuğun küçülmüş giysileri, bebeklik fotoğrafları gösterilerek, o bebekken yaşanan anılarla anlatılabilir ve onun sevimli hallerinden bahsedilerek kendini daha iyi hissetmesi sağlanabilir.
* "Sen artık ablasın ağbisin" diyerek, yaşının üzerinde olgunluk beklememeli, onun da hala çocuk olduğu hatırlanmalıdır..
*Bebeğin gelişiyle birlikte çocuğu kreşe, ana okuluna göndermek, (aile yakınlarının evine göndermek, odasının ayrılması, ) gibi değişiklikler doğru değildir. Bu durum dışlanmışlık duygusu yaratacağından kardeş kıskançlığını körüklediği gibi çocukta güvensizlik duygusunun gelişmesine, ayrılık sendromunun yaşanmasına ve çocuğun içine kapanık ya da saldırgan olmasına yol açabilir.
*Sevginizin eşit olduğunu söylemekten çok göstermeye çalışmalısınız örn. bir meyve veriyorsanız yarıya bölerek vermelisiniz ( püre bile yapsanız J )
*Kardeşine kendisinin olan bir şeyi vermesi için asla zorlanmamalı çünkü sahip çıkma duygusu örseleneceği için kıskançlığı daha da artacaktır. Bu yaşlarda çocuktan paylaşım beklemek ona zarar verir.
*Ailenin bütün olduğu duygusu herkes tarafından hissedilmelidir. Bunun için bütün ailenin birlikte yapabileceği evi düzenleme, ev ziyaretleri, birlikte oyun oynama, gezinti, piknik, alışveriş, sinema, tiyatro izleme gibi etkinliklere yer vermek çok fayda sağlayacaktır.

Nurten Daniş
Çocuk Gelişimi – Eğitimi Danışmanı

ÇOCUĞUMUZ İÇİN ANAOKULU BELİRLERKEN


         Gerek Milli Eğitim Bakanlığına gerekse Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğüne bağlı olsun anaokullarımızın çalışmaları hep aynı esas üzerine kurulmuştur. Amaç çocuk merkezli bir eğitimle, onların var olan potansiyellerini en üst seviye çıkarmak, bedensel, zihinsel, ruhsal bütünlüklerini koruyacak sevgi- şefkat dolu yaklaşımlarla onları geleceğe hazırlamak, tüm yaşamını belirleyen okulöncesinde zihinsel, duygusal, sosyal, psikomotor, dil gelişimi ve özbakım becerilerini kazanmaları yönünden mesleki bilinçle desteklenmelerini sağlamaktır. Bunu başarabilmenin bir koşulu okul ile ailenin gerektiği kadar işbirliği içinde olmasıyla birlikte asıl önemlisi çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimizin mesleki yeterliliğinin yanında, doğru örnek olacakları davranışlara sahip olmaları ve bu işe ne kadar yüreklerini koyduklarıdır. Zaten aksi düşünülemez. Çünkü öğretmenlik ancak sevgi ile yapılan bir meslektir. Hep gelişmeyi, yenilenmeyi gerektirir. İster özel isterse resmi okul olsun dünyadaki gelişmeye paralel olarak, bilimsel araştırmalarla son derece titizlikle hazırlanmış olan Milli Eğitim Bakanlığımızın plan - program yönetmeliğine uygun olarak yapılan çalışmalarla çocuklarımızın tüm gelişimsel ve eğitimsel ihtiyaçları tam anlamıyla giderilmektedir. Bunun için fiziki açıdan da tam donanımlı olması gereken okulöncesi eğitim kurumlarımızda bizler çocuklarımızla birlikte aşağıdaki etkinlikleri gerçekleştirmekteyiz.

    OYUN ETKİNLİKLERİ
    Kurallı yada serbest olarak grupça sınıfta, salonda, bahçede oynanan oyunlara mutlaka yer veririz.Çünkü çocuklarımızın ancak oyunlarla hayatı prova ettiklerini biliriz. Yaparak, yaşarak keyifli bir biçimde hayata uyum sağlamaları için oyun onların vazgeçilmezidir, onunla rahatlar, değişik kimliklere bürünür, duygu ve düşüncelerini ifade olanağı bulurken, grup ruhunu geliştirir, kurallara uymanın önemini kavrarlar. Minicik bedenlerini koordineli bir biçimde kullanarak sağlıklarını desteklerler. Kavramları kolay öğrenip zevkle ilkokula ve geleceğe hazırlanırlar.
   SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ
   Evcilik, kitaplık, müzik, fen ve doğa, kukla, tamir, meslek köşeleri, gibi ilgi köşelerinde, yada eğitici oyuncaklarla, kendilerinin seçtiği arkadaşlarıyla istedikleri oyunları oynarlar. Çocuklarımızı tanımayı kolaylaştıran en iyi etkinliklerden birisidir. Seçme, karar verme becerisi kazandırırken, sosyal-toplumsal kuralları öğrenirler. İç dünyaları yansıtarak rahatlarken nelere ihtiyaçları olduğuna dair ip uçları verirler. Toplum içinde yaşamayı gerçek şekliyle burada öğrenirler. Serbest zaman etkinliğinde ayrıca boya, kesme, katlama, yırtma, yapıştırma, yoğurma, atık materyal çalışması gibi sanat etkinlikleriyle küçük kaslarını geliştirir, psikomotor gelişimlerine katkı sağlarlar. Özbakımları ilgili işleri yapabilme, ilkokula hazırlanabilme imkanı bulurlar. Zihinsel gelişim için çok önem taşıyan yaratıcılıklarını geliştirirken, küçücük yaşta üreten bireyler olmayı öğrenerek özgüvenlerini geliştirirler, buda onları, mutlu, kendiyle ve çevresi ile barışık duyarlı bireyler haline getirmektedir.
    TÜRKÇE DİL ETKİNLİKLERİ
    Şiir, bilmece, tekerlemeler, parmak oyunları, amaca uygun sohbet, resimli kitap okuma, masal anlatma , dramatizasyon gibi çalışmalar yapılır. Öykü- hikaye tamamlama etkinliği bunlarla ilgili soru- cevap çalışmaları gibi etkinliklere yer verilir. Bu çalışmalarla çocuğumuzun hayat boyu kendini en iyi ve doğru bir biçimde ifade etmesi kolaylaştırmaya dönük Türkçeyi doğru ve güzel konuşmalarını sağlanır. Sözcük dağarcığı geliştirilirken dinleme, sıra bekleme becerileri kazandırılır. Yeteneklerini ortaya çıkaran hayal gücü zenginleştirilir. Sosyal- duygusal kazanımlarla kendine güveni artar.
     MÜZİK ETKİNLİKLERİ
    Şarkı söyleme, dinleme, ritim çalışmaları, ses dinleme ve ayırt etme çalışmaları,müzik eşliğinde oyun, dans gibi çalışmaları içerir. Müzik aletleri tanıması sağlanır.Müziğe karşı ilgisi varsa ortaya çıkar. Çevresi ile ilgili farkındalığı artar, çeşitli bilgi ve becerileri gelişir. Yaratıcılığı ön plana çıkar. Ritim duygusunu gelişir.
    FEN VE MATEMATİK ETKİNLİKLERİ
    Çeşitli deneyler, keşif gezileri, hayvan besleme, bitki yetiştirme, koleksiyonlar, fotoğraf çekme ya da fotoğraf inceleme gibi etkinliklerle çocukların gözlem yapma, araştırma, inceleme ve keşfetme becerileri geliştirilerek çok yönlü desteklenmeleri sağlanır. Doğadaki canlı ve cansız varlıkları tanır, çevre ve sorumluluk bilinci artar.
    OKUMA - YAZMAYA HAZIRLIK YADA KAVRAM  ÇALIŞMALARI
    Renkler, şekiller, sayılar ve hayata dair diğer kavramların öğrenildiği bir etkinliktir. Dikkat ve bellek, problem çözme (neden-sonuç ilişkisini kurma) çalışmaları yapılır.  Çocukların ilköğretime geçişi kolaylaşır. Hazır bulunuşluk düzeyleri arttar. El-göz koordinasyonu gelişir. Algılama , düşünme becerisi kazandırma gibi bir çok alanda gelişimleri desteklenir.
    DRAMA- PandOMİM ETKİNLİKLERİ
    Çocuklarımıza okulöncesinde kazandırılması beklenen davranışları kazandırmada, öğrenmeyi kolay ve zevkli hale getirmede, algılama, kendilerini ifade etme, ekip çalışması yapma becerisi edindirmede,sağlıklı iletişim kurmayı sağlamada çok etkili olan bir çalışmadır. Çocuklar etkinliğin tüm aşamalarında, başkalarına zarar vermeme koşulu ile tam kabul gördükleri için eleştirilme korkusu olmadan kendisi gibi olma imkanına kavuşurlar. Çok amaçlı bir etkinlik olduğundan sadece anaokulunda değil hayatın her döneminde kullanılması kişisel gelişim için son derece yarar sağlayacaktır.
     AİLE KATILIM ETKİNLİKLERİ
     Bu etkinliğin gerçekleştirilebilmesi için yine plan ve programa göre belirlenen hedeflere uygun olarak aile bireyleri okul içi yada dışındaki çalışmalara ortak edilir.Okuldaki çalışmalara paralel etkinlikler oluşturabilmesi için kişisel gelişim desteği verilerek yada kendilerinde var olan becerileri çocuklara aktarabilecekleri etkinlikler düzenleyerek her ebeveynin çalışmalara katılımını sağlanır.
     Anlaşılacağı üzere eğitim kurumlarımızda yapılan etkinlikler farklı, farklıda olsa hepsi bir birini tamamlar niteliktedir bu nedenle gün içinde plan ve programda esneklik olsa da tümünü gerçekleştirmede fayda vardır. Okul tercihi yaparken öncelikle göz önünde bulundurulması gereken özellikler bunlardır. Dileğimiz biricik değerlerinizi gözünüz arkada kalmadan bırakabileceğiniz kurumların çoğalması.


Çocuk Gelişimi - Eğitimi  Danışmanı
Nurten DANİŞ

İlköğretime Başlama Yaşı


     Bilindiği gibi Ülkemizde İlköğretimin birinci sınıfına başlamak için çocuğumuzun 72 aylıktan gün almaya başlaması şart koşulmuştur. 72 ayın sınır olarak kabul edilme sebebi ise evrensel ve bireysel olarak çocuklarımızın gelişim dönemine uygunluğu ve kazanımları ile ilgilidir.


     Nasıl tüm dünya çocuklarında yürüme becerisi ancak onun bacak kaslarının gelişmesiyle yada tuvalet alışkanlığı becerisi idrar torbası ve onunla ilgili kasların gelişimi ile birlikte kazanılıyorsa, ilköğretime başlama yaşı da dolayısı ile birçok becerinin kazanılması, duygusal, sosyal, zihinsel, psikomotor, dil gelişimi, özbakım becerileri yönünden belli bir gelişim aşamasında olmayı gerektirmektedir. Yaş özelliklerine uygun olan kazanımlara onun kendisinin ve çevresinin ne kadar farkında olduğu, öğretmeni ve arkadaşları ile ne derecede iletişim kurabilme becerisine sahip olduğu, kendi yaşıtı olan diğer çocuklarla ve yetişkinlerle bir arada uyumlu okul korkusu olmadan yaşamayı örnek verebiliriz. Bu uyumlu ilişkinin sağlanabilmesi için çocuğun yapması gerekenlerle ilgili; sıra, zaman bekleme, kimseye zarar vermeme, oyunda arkadaşları ile işbirliği yapma, paylaşma, yardımlaşma, oyunun kurallarına uyma, empatik davranabilme, problem çözme, özdeşim kurma- taklit etme, vb. gibi becerileri edinmiş, genelleme yapabilme, bedenini duyu organlarını tanıyabilme, kendini iyi ifade edebilme, soru sorabilme, cevap verebilme, dinleyebilme özelliklerine sahip olması beklenmektedir.
      Bundan da anlaşılacağı üzere Okulöncesi eğitim tüm bu kazanımların gerçekleştirilmesi için çocuğa uygun ideal bir zemin oluşturmaktadır. Her yeni gün bu becerilere yeni beceriler, ilgiler, kavramlar ekleneceği için ilkokula başladığı zaman çocuğun okulda tüm öğretilenleri kavrayabilecek şekilde gelişmiş, Okumaya- yazmaya hazırlıklı olması sağlanmaktadır. İlkokula başladığında okul da dışlanmışlık, beğenilmeme, kabul edilmeme gibi olumsuz duygular yaşamadığı için bulunduğu anın keyfiyle okula çok daha isteyerek gelecek okul sevgisi ve başarısı kaçınılmaz olacakır..
     Bu nedenle ilkokula başlama yaşı olarak 72 ay sınırını dikkate almakta fayda vardır. Kaldı ki bazen çocuğun bu okul yaşına erişmiş olması bile yeterli olmamaktadır. Çocuğun, okula başladığında yaşıtlarının boy ve kilosuna yakın bir düzeye ulaşmamış olması çocuk için birtakım sorunlar ortaya çıkarır. Aynı şekilde görme, işitme açısından da çocuğun tam olarak sağlıklı olması gereklidir. Aksi halde, iyi göremediği, iyi işitemediği için öğretmenin talimatını iyice anlayamayan çocuk, başarısızlığı erkenden tatmış olacaktır. Ayrıca, okumaya geçişte yönlerin doğru tayin edilmesinin ve seslerin ayrımlaştırılmasının da rolü önemlidir. Hatta, tamamen doğal bir özellik alan sağ veya sol elin kullanılması bile okuma ve yazma öğrenimi sırasında bazı sorunlar ortaya çıkarabilir. Bu nedenle “el tercihi”nin anne-baba tarafından değiştirilmeye zorlanmaması ve çocuğun doğal gelişimi doğrultusunda bırakılması gerekmektedir. Okulun isteklerini karşılamada duygusal gelişimi yaşa uygun seviyede olmalıdır. Aksi takdirde aşırı derecede hassas, isteksiz, ilgisiz, ağlama, aşırı saldırganlık veya hareketsizlik, kardeşleri arkadaşları öğretmenleri ile iletişim kuramama, kendi hayal dünyasında kapalı kalma ve anneye bağımlı, anneden ayrılmakta zorluk çekme davranışları sergileyebilirler.. Kaybettikleri süre içinde sınıf arkadaşları öğrenme sürecinin büyük bölümünü aşmış olacaklardır. Bu kez de onlardan geri kalarak başarısız olmaktan özgüvenleri zedelenecektir. .
     Çocuğun beden sağlığı yerinde, el, ayak ve göz hareketleri uyumlu zekâsı yeterli ve herhangi bir duygusal sorunu yoksa, istendiği, sevildiği duygusuna sahipse öğrenmek için istekli, insanlarla rahatça ilişki kurabiliyorsa çevrede sağlanacak olanaklarla okula gitmeye ve okumaya hazır bir duruma gelebilir. Belirttiğim tüm özellikler çocuğumuzda varsa birkaç ay erken okula gitmesinin büyük bir sakıncası olmayabilir. Ancak bu konuda son derece dikkatli olunması ve yanlış olarak verilecek bir kararın çocukta travma yaratabileceğini unutulmaması gerekmektedir. . Yeterince hazır olmadan okula gönderilen çocuklarımız çok kere, ilk yılda önemli bir sorunla karşılaşmayabilirler, ama daha sonraki yıllarda çocuk okula ve okumaya karşı birtakım olumsuz tavırlar geliştirebilirler. Ama yinede çocuklarını erken okula göndermek onun okulöncesi gelişim hayatından çalmak olarak algılanmalı, mümkünse ilkokula zamanı gelince gönderilmelidir. Gerçekte çocuğun ruh sağlığı, kazanılacak bir-iki ay veya yıldan, başkalarınca çocuğumuzu zeki olarak adlandırılmasından daha önemlidir. Onlar zaten zekidir kanıt için okula erken gitmesi gerekmemektedir. Tam tersi erken okula gidip te yaşadığı travmadan dolayı bir çok çocuğumuz okul yaşamlarında yeterli uyumu sağlayamamış, başarıyı gösterememiş, okuldan uzaklaşmıştır.
    Bırakalım çocuklarımız doya, doya çocukluklarını yaşasınlar, zaten sonrasında yaşamlarının büyük bir dilimi okullarda geçecektir.


Nurten Daniş

Tuvalet Eğitimi


      İdrar ve gaita (kaka) kontrollerini sağlayan kaslar ancak 18. ayda hazır olmaya başladığı için çocukların 1,5 yaşına gelmeden tuvaletini söylemesi beklenemez. Tuvalet eğitiminde ve çocuğun gelecek yaşamında sorunlar yaşamamak için eğitime çocuğun hazır oluş belirtilerine ve tepkilerine göre, yavaş, sevecen ve anlayışlı bir tutum sergileyerek devam etmek gerekmektedir. Aynı zamanda çocuğun yakın çevresindeki herkesin aynı tutum içinde olması çok önemlidir. Ancak unutulmamalıdır ki 3 yaşını bitiren bir çocuk organik bir problemi yoksa en azından gündüz idrar ve gaita kontrolünü sağlamış olmalıdır. Gece işemeleri (enürezis) ise 5 yaşına kadar aralıklı devam edebilir. Her gece altını ıslatan 5 yaşındaki çocuğumuz için mutlaka bir doktor ve çocuk gelişim uzmanından yardım alınması gereklidir.

    Çocuğun Tuvalet Eğitimine Hazır Olduğunu Gösteren İpuçları:
    Çocuk, gündüzleri en az 2 saat kuru kalmaktadır.
    Öğle uykularından kuru kalkmaktadır.
    Barsak hareketleri belli zamanda gerçekleşmekte, önceden tahmin edilebilmektedir.
    Tuvalet ihtiyacını çeşitli hareketlerle veya sözle ifade etmektedir.
    Çocuk; basit talimatlara uymakta, banyoya gidebilmekte ve soyunabilmektedir.
     En önemlisi bezi kirlenince rahatsız olmaya, bez bağlanmasından hoşlanmamaya başlamaktadır.
     Lazımlığı yada tuvaleti kullanmak istemektedir. Çocuğunuz, tuvaleti kullanmak istediğinde bir klozet adaptörü ve klozete ulaşabilmesi için bir basamak veya tabure sağlamanız işinizi kolaylaştıracaktır.
    Bunun dışında , çocuğun eğitime duygusal olarak ta hazır olması gereklidir. Eğer direniyorsa, onu zorlamayın. Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi gaita çocuk için vücudunun bir parçası olarak algılanır ve ondan vazgeçmek travmatik olabilir. Altı pişik olmasın, rahat etsin diye temizleyelim derken onun değerine sahip çıkma duygusunu örseleyebiliriz. Zaten zorla alınırsa bir süre sonra verip vermememe benim kararım demek için içinde tutmaya başlar ve dolayısıyla ciddi kabızlık sorunlarıyla uğraşmaya başlarız. Hatta bu zorlamaların ileride silik, karar almada zorlanan alınan kararlara karşı çıkan, ya fazla itaatkar, yada isyankar, öfkeli, cimri, kıskanç, korkak, obsesif (takıntılı ) gibi olumsuz kişilik oluşumuna neden olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle alt bezi çocuk istemeden, onu ikna etmeden asla alınmalıdır. Unutmayın pişik kısa bir sürede tedavi edilir ama ya ruh sağlığı. Çocuğun yaşantısında değişiklik olduğu durumlarda (ev taşıma, yuvaya başlama, kardeş doğumu, aile bireyleriyle ilgili evlenme, ayrılık, çocuk için yeni yada stresli dönemler denemeye başlamak için uygun zamanlar değildir )
Çocuğa tuvalet eğitimi kazandırmada uygulayabileceğimiz etkili yöntemler;
     Çocuklarımız bu yaşlarda bizimle özellikle anne ile yapış, yapış bir birliktelik yaşayıp, taklit ederek öğrendiğinden model olmak etkili olacaktır. Siz tuvalete girdiğinizde sizin ne yaptığınızı görmesi ona ben şimdi tuvaletimi yapıyorum demeniz çok fayda sağlayacaktır. Zaten kasları hazırsa bir süre sonra bende senin gibi yapmak istiyorum talepleri başlayacaktır.
       İki yaş civarında çocuğun gün içinde küçük ve büyük tuvaletini yaptığı zamanlar belirmeye başlar. Dikkat edilirse kaç saat aralıklarla altını ıslatıp ya da gaita yaptığı ortaya çıkar. O saatlere yakın çocuğa “ Tuvaletin var mı , tuvalete gidelim mi” gibi sorular sorarak yönlendirebileceğimiz gibi bir lazımlığını oyun oynadığı odaya yerleştirebiliriz. . Alışması için oyun oynarken, sohbet ederken v.s üstüne oturmasını sağlayalım. Kabul etmiyorsa zorlamayalım, altına da yapsa sabırlı ve anlayışlı olalım, olumsuz cümleler kullanmayalım.
      Tuvalet ihtiyacı olunca bize söylemesi için cesaretlendirelim. Tuvaletini yaptıktan sonra bile haber verse, onu övelim. Bir dahaki sefere, daha erken söylemesi için cesaretlendirelim. Çocuk alışıp sevdikten sonra, lazımlığı banyoya yerleştirelim ve 1-2 saatte bir birlikte banyoya gidelim. Sabah kalktığında, yemeklerden sonra ve tuvaleti geldiğine dair belirtileri fark ettiğimiz de, lazımlığa oturması için teşvik edelim. Birkaç dakika bekletelim, sonuç yoksa ısrar etmeyelim. Bazı çocuklar başlangıçta, küçük tuvaletlerini lazımlığa yapsalar da gaita için bezlerini kullanmaya devam ederler. Her başarıda onu övelim, memnuniyetinizi bir gülücük veya sarılma bazen de küçük bir ödülle gösterelim. Çocuk için en önemli ödül sizin ilginiz ve sevginizdir. Unutmayın, takdir edilen davranışlar yinelenir! Arada olabilecek kazaları hoş görelim asla cezalandırmayalım.
     Tuvalet eğitimine başladıktan sonra gün içinde bez bağlamayın (sıklıkla çamaşır değiştirseniz bile) bir süre için yalnızca geceleri bağlayabilirsiniz ancak daha sonra yatak koruyucusu kullanarak gece bezini de kaldırın. Bez bağlanması ( gece bile ) çocuğun duygusal gelişimini olumsuz etkileyebilir.
     Çocuk tuvaletini söylemeye başladıktan sonra bile bazı durumlarda geri dönüşler olabilir ve altına yapabilir. Bu sizi test etmeye yönelik bir davranış olabileceği gibi, kızgınlık, kıskançlık belirtisi, ilgi beklentisi de olabilir. Bu durumda mutlaka sorunu tespit edip çözüm üretmeli sorun devam ediyorsa uzman yardımı almalısınız.

Çocuk Gelişimi - Eğitimi Danışmanı
Nurten DANİŞ

Çocuklar neden parmak emer?




     Parmak emmenin kökeninde ağız ( oral ) doyum yatmaktadır. Önceki yazılarımı takip edebilen okuyucularımızın konuyu iyi bildiği gibi oral dönem kişide güven duygusunun oluştuğu çok önemli bir dönemi kapsamakta. Bu dönemin sağlıklı geçirilmesi yani çocuğun ihtiyaçları bekletilmeden anne tarafından sevgiyle giderilince bu kritik dönem olması gereken kalitede geçirilecek dolayısı ile anneye sağlıklı bağlanma gerçekleşecek ve de anneye karşı oluşacak bu güven duygusuyla dış dünyaya güven gelişebilecek. Aksi taktirde yaşanan doyumsuzluk çocuğun her türlü sosyal ortamda kendisini tedirgin, güvensiz, korku içinde hissetmesine neden olacaktır. Bu durumun çocuklarda gözlemlenen davranış biçimlerinden biride parmak emmek olmaktadır. Biz bu duruma geri ket vurma demekteyiz. Çünkü bu durumda çocuklar tıpkı bebekliklerindeki gibi kendini oral yolla doyurarak gerginliği azaltma durumu yaşamaktadır. 0 ile 1,5 yaş arası normal olan bu davranış 4 yaşından sonra hala görülüyorsa durumu bu açıdan değerlendirmek ve yakın çevresindeki kişilerle özellikle anne ile daha kaliteli zaman geçirme ( birlikte etkinlikte bulunma, sevgi şefkat dolu ) süreci başlatılmalıdır ki çocuk yeniden anneye güven duymayı dolayısı dış çevreye güven duymaya başlayabilsin böylece kendini güvende hissedebilsin. Sürekli başardığı davranışların üzerinde durulmalıdır ki çocuğumuzun öz güveni yeterince gelişsin, yanında aileden biri olmadan da başarabileceğine inansın.

     Parmak emmek zararsız, masum bir davranış gibi algılansa da esasında altında mutlaka doyurulmamış bir ihtiyaç olduğundan iyi bir teşhis ile problem büyümeden çözmeyi gerektirir. Genelde aileler problemin ağız gelişimine ( diş - damak )zarar verebilir kaygısıyla endişelenmektedirler. Süt dişlerinin 6 yaşında değiştiğini varsayarsak, bunun çok ta büyük bir problem olmayacağı anlaşılacaktır. Damak gelişimi bozukluğuna bağlı olarak oluşan, konuşma problemleri beraberinde duygusal, sosyal sıkıntılar da yaşatacağından ciddiye alınmasında fayda vardır. Çünkü çocuklar kendilerinden farklı olanlara pek toleranslı olamıyorlar ne yazık ki ve hemen aaa sen bebek gibi konuşuyorsun diye etiketliyorlar dolayısı ile etiketlenen çocuk için bu durum son derece travmatik bir hal alıyor. Çünkü beraberinde çocukta utanma, aşağılanma, değersizlik, başarısızlık v.s gibi gelecek yaşama damgasını vuracak olumsuz duyguların yerleşmesine sebep oluyor.
Parmak emen çocuğa nasıl yaklaşmak gerekir?
   Çocukluk dönemlerinin özellikleri ve yaşananlar evrensel olmasına rağmen bireysel farklılıkları da göz ardı etmemek gerekiyor. Kimi çocukta doyurulmamış dönemsel ihtiyaçlar parmak emmek olarak ortaya çıkabildiği gibi bir başka çocukta, tırnak yemek, alt ıslatmak, hırçın davranmak v.s olarak ta kendini gösterebilir. Bu sorunları gidermede ilk yapılacak iş sorun kaynağını bulmak. Bunu biz ebeveynler başaramıyorsak bir uzmanda yardım almak zorundayız ki probleme başka problemler eklenmesin.
Davranışa yönelik olarak ise
1. si parmağını emiyorsun ama ….. .………. ile başlayan uyarıcı, tehdit edici sözler yada elini ağzından çek ' veya 'yapma bunu' şeklinde konuşmalar yerine dikkatini başka bir noktaya, olaya, duruma, eşyaya, v.s çekip, onunla ilgileniyor olmanız çok daha işe yarayacaktır. Çünkü çocuk bu davranışı ile tepki göreceğini bildiği bir tecrübe yaşamış olabilir. Çocuk için ilgi ilgidir, olumsuz da olsa çeşidi önemli değildir.
2. si çocuklar yeni bir ortama adapte olurken parmak emiyorsa o ortamda kendini güvende hissetmiyor olabilir. Yapılacak iş çocğun yanında bulunan kişinin yine parmağını emdiği görmezden gelerek onu meşgul edecek, ilgisini, sevgiisini hissedebileceği bir uğraşa kanalize etmek olmalıdır.
3. Bazen bu durum bir başka çocukta görülerek te yaşanabilir. Bilindiği gibi okul öncesi dönem taklit yoluyla öğrenilen bir dönemdir hele de davranış fark edilerek ödüllendiriyorsa. Çocuk doğru davranışın hangisi olduğunu bilemediğinden her gördüğünü denemeye kalkışır. Bu durumda onunla davranış hakkında küçük bir sohbet işe yarayabilir. ( parmağını emenin dişlerinin zarar görebileceği, damağının acıyabileceği, yara olabileceği, evde kimsenin emmediği, bebeklere ait bir davranış olduğu gibi) Devam etmesi durumunda da yine yukarıdaki taktikler işe yaracaktır. Tüm bunların yanında parmak emmeye gerçek çözüm bu davranışa sebep olan nedenleri ortadan kaldırmakla mümkündür.

Çocuk Gelişimi Eğitimi Danışmanı
Nurten DANİŞ

ÇOCUKLARIMIZDA GÜVEN DUYGUSUNU NASIL GELİŞTİREBİLİRİZ?


     Güven duygusu, bireylerin tüm yaşamı boyunca etkisini hissettikleri, sosyal yaşam ve daha da önemlisi kişinin kendini evrenle bir bütün olarak hissedip, kabul görüp, onaylandığı duygusunu en yoğun biçimde algılamasını sağlayan bir duygudur. İçinde yaşadığımız dünyaya, bulunduğumuz çevreye duyduğumuz güven duygusu yaşamın her alanında kendini hissettirir. Bundan yoksun olmak beraberinde bir dolu korkuyu getirmektedir. Dolayısıyla bu korku sevilmeme, istenmeme, değersizlik, onaylanmama, kabul edilmeme gibi bir dolu olumsuz duyguyu da beraberinde yaşatır. Kaldı ki kuantum felsefesine göre düşünürsek, bu korkularımız ne yazık ki evrene olumsuz duygular yaymamıza dolayısı ile o korkuları yaşamamıza sebep olmaktadır. Tamda ne ekersek onu biçeriz kavramı yada korktuğumuz başımıza geldi durumu.

      Öyleyse bizim bilmemiz gereken, güven duygusunu hayatlarımıza ne zaman kazıdığımız ve bunun için ne yapılması gerektiğidir. Her zaman belirttiğimiz gibi erken çocukluk yine sahnede. Çünkü güven duygusu insan hayatının 0- 1,5 yaş döneminde gelişmektedir. Çocuğun tüm ihtiyaçlarının ne oranda karşılandığı ve sevgiyi, şefkati ne kadar hissettiği ile ilgilidir. Bu duygunun gelişmesi yada gelişmemesi çocuğun bu dönemde ihtiyaçlarına cevap veren kişiyle yakın ilgilidir. Olması istenen kişi öncelikle annedir ama sağlık yada herhangi özel bir durumda annenin yerini alacak kişinin de bu duygunun gelişmesinde yada gelişmemesinde payı büyüktür. O halde yapılması gereken tek şey çocuğu sevgi ve şefkatle sarmalayarak onunla sıcacık sevgi sesiyle sohbet etmek, beslenme, temizlik, uyku gibi fizyolojik ihtiyaçlarını beklemeden gidermektir. Çünkü bu dönem de çocuk beklemeyi bilmez. Bekleme kavramı 1,5 yaşından sonra gelişir. İhtiyaçlarımız sürekli ertelenir, anında giderilmezse maalesef tüm yaşamımızı etkileyen güvensizlik duygusu yerleşmeye başlar. Dünya güvenilmez bir yer gibi algılanır. Etrafımızdaki kişilere kuşku ile yaklaşan, kaygılı, ezik, kompleksli, karamsar, isyankar, negatif bir kişilik geliştiririz.
     Bunun dışında birde öğrenilmiş güvensizlikler vardır. Eğer biz yetişkinlerden biri güvensiz bir kişilik sergiliyorsak bu dolayısı ile çocuğumuza geçecektir. Yaşamı bizim algıladığımız gibi algılamaya başlayacağından kaygılı bir karakter sergileyecektir. Bir kız öğrencim gün içinde hiçbir problemi olmamasına rağmen benimle, arkadaşları ile her türlü paylaşımı mutlu bir içimde yaşarken eve gitme vakti gelince bir kişi bile çocuğunu alsa bu öğrencim çığlık, çığlığa ağlamaya başlıyordu. Her türlü tekniği denememe, sınıfta fazlasıyla onu gözlemlememe, aile ile bu amaca dönük görüşmeme rağmen bir türlü ağlamasını durduramıyordum. Bir seferinde sorduğumda bana cevap olarak bunun nedenini bilmediğini ama içinin titrediğini ve çok istemesine rağmen ağlamasını durduramadığı ifade etmişti, içimi acıtan, iç çekişleriyle. Sonra anneye çocuğuna ne tür kitaplar okuduklarını yada onu korumak için neler söylediklerini sorma düşüncesi geldi. Anne masal yada hikayelerin genelde dış ortamın güvenilmemesi gereken bir yer olup çeşitli kötülükler barındırdığını vurgulayan mesajlar taşıdığını söyledi. Çocuğuna kendisini korumayı ancak böyle öğretebileceğini belirtti. Bu durumda öğrencimin kaygısının nedeni anlaşılmıştı tabii. Bunu öğrenir öğrenmez aileye bunun tam tersi olarak sosyal ortamda sevgi, şefkat, iyililik, paylaşım, dayanışma, yardımlaşma gibi olumlu duyguları vurgulayacak deneyimler yaşaması için ortam oluşturmalarını ve okudukları anlattıkları, sohbet ettikleri durumlarda da buna dikkat etmelerini rica ettim. Çok ilginçti sonuca çok kısa bir sürede ulaştık. Çocuğum gün içinde nasıl mutluysa eve gidiş vakti geldiğinde de aynıydı. Başarmıştık.. Çocuğumuzun özdeşim kurduğu bizlerin her konuda dengeli davranması gerekiyordu. Ne bir fazla nede bir eksik. Kaldı ki onların mantığı bizden farklıdır. Dünyasında, yaşanan yada anlatılan olaylar abartılı algılandığından ve de soyut kavram gelişmediği için olaylara bakış açıları biz yetişkinler gibi değildir.


Çocuk  Gelişimi - Eğitimi Danışmanı
Nurten Daniş

ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME


    Okulöncesi yaş grubundaki çocuklarımızın hayal güçlerinin geniş olması, hayalle gerçeği ayırt edememesi, soyut kavramın gelişmemiş olması yada beyinlerinin farklı mantık yürütme özelliğine sahip olması nedeniyle, durumları kendi algıladıkları biçimde süsleyerek veya abartarak anlatmaları doğaldır. Bu nedenle bu tip davranışlar bir uyum davranış bozukluğu olan yalanla karıştırılmamalıdır. Dolayısıyla yalan söylediğini düşündüğümüz bir anda ona sevgi ile yaklaşarak senin şuan hayal gücünü kullanarak bunu söylediğini, bunun gerçek olmadığını biliyorum ama seni dinlemek hoşuma gidiyor diyebilirsek onun bu davranışını beslemediğimiz için gelecekte bunun alışkanlık haline gelmesini önlemiş oluruz, hem de o an beslememiz gereken yaratıcılığına desteklemiş oluruz. Çünkü çocuklarımızda hayal gücünü, yaratıcılığını beslemek onun tüm gelişimi için yarar sağlar. Hatta hayal gücü resim, yaratıcı el faaliyetleri, öykü, drama v.s gibi alanlarda değerlendirebilmesine fırsat yaratılması yalan söyleme ihtiyacını ortadan kaldırmada yarar sağlayacaktır. Çocuklar bu durumda suçlanırsa utanma, suçluluk duyma, kendini dışlanmış, kabul edilmemiş, onaylanmamış hissetme gibi olumsuz duygular yaşamaya başlar. Masumca kendini ifade edişlerinin eleştirilir olmasına bir anlam veremediği için zamanla konuşma duygu ve düşüncelerini paylaşmaktan kaçınır hale gelir.

    Yetişkinleri taklit de çocuğu yalana iten bir başka etkendir. Yetişkinler eğer kendi aralarında yada daha da önemlisi, çocuklarına yalan söylerlerse verdikleri mesaj yalan söylemek normal demektir Bunun da ötesinde yetişkinler, bazen çocuğun yalan söylemesini isterler. Örneğin, -'Dün evdeydik diyeceksin tamammı? ya da “Bunu yaptığımı annene söyleme ,' gibi konuşmalar, olmayan bir durumu varmış gibi belirtmeler, yok saymalar çocuğa hep olumsuz örnek oluşturur. Örneğin, telefonda kendini yok dedirtmeler, dürüst olmayan ifadeler kullanmalar öğrenmede en çok taklit etme yeteneğinin kullanıldığı okulöncesinde son derece etkileyicidir. Bir zaman sonra büyükler yalan söylüyor, demek ki, yalan bana dendiği gibi kötü bir davranış değil” olgusunu yerleşecektir.
    Bunun dışında ileriki dönemde çocukların yalana başvurma sebepleri farklı sebeplere bağlı olabilir. Bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen yalan söyleme davranışının altında yatanlar;
§ Yeterli sevgi ve şefkat görememe nedeniyle dikkat çekme isteği.
§ Doyurulmayan ilgi ihtiyacı.
§ Dışlanmışlık hissi, kabul ve onaylanma gereksinimi.
§ Aileden takdir görememe ve yetersiz ödüllendirilme.
§ Aşırı yada yetersiz takdir ve ödüllendirilme.
§ Aşırı suçlayıcı, cezalandırıcı tutuma maruz kalma.
§ Kıyaslamalara maruz kalma
§ Küçümseyici, aşağılayıcı tutum sonucu kendini değersiz hissetme.
§ Korku ve kaygılar.
       Çocuklar, ebeveynleri tarafından yeterince sevilmediklerini ve kendilerine yeterli ilgi gösterilmediğini sandıklarında ilgiyi çekmek için hastaymış gibi davranma, karnının ağrıdığı söyleme gibi davranışlar sergileyebilirler.. Arkadaşının eşyasını alıp hediye ettiğini belirtebilir, sahip olmadığı bir şeye sahip olduğunu söyleyebilir. Bazı durumlarda da başkaları tarafından aşağılanmamak ve cezalandırılmamak için yapmadığı davranışları yapmış gibi ya da yaptığı davranışları yapmamış aktarabilir. Çocuklar kaygılandıkları bir durumdan kaçmak için de yalana başvurabilirler. Bu durumda yetişkinler çocukla nitelikli bir iletişim kurabilirse çocuk gerçeği söylemekten çekinmez. Bu konuda onunla net bir şekilde konuşmak ve kişiliği değil davranışı hedef alan yaklaşım sergilemek gerekir. Bununla birlikte eleştiri yerine, çocuğun olumlu özelliklerinin ön plana çıkarılıp vurgulanması çok daha fayda sağlamaktadır. Cezalandırma yerine çocuğun yalan söyleme nedenini araştırma ve çözümü çocukla birlikte planlama amaca ulaşmada çok daha etkili olacaktır. Eğer sorun devam ediyor ise bu durum alışkanlık halini almadan uzmandan yardım alınması nedenin bulunması ve çözüme gidilmesini kolaylaştıracaktır. Çünkü kişinin , çevresinin güvenini kaybetmesi, yalancı olarak etiketlenmesi başka üzücü durumlara sebep vereceğinden yalan söyleme kronikleşip patolojik bir hal almadan çözüme gidilmelidir...


Nurten DANİŞ

ÇOCUKLARIMIZIN ANAOKULUNA UYUM SAĞLAMASINDA ROLÜMÜZ


     Okula başlama, çocuğun konuşması ve yürümesi gibi önemli bir aşamadır ve son derecede heyecan vericidir. Bazı durumlarda ise bu durum kaygı yaratabilmektedir. Bu seçilen kurumun, çalışanlarının enerjisi ile alakalı olabileceği gibi yeni bir ortam, arkadaşlar, kurallar, sorumluluklar, çocuğun kendini ifade edememe gibi endişelerden dolayı da olabilmektedir. Hele de çocuk evde aşırı korunmuş ise, gereken sorumlulukları alması yeterince sağlanamamışsa, kural ve sınırlamalar öğretilmemişse, duygusal olarak yaşının olgunluğuna sahip olamayacağı için akranlarına göre daha çok zorlanacaktır. Bu nedenle çocuklarımızın okula uyumunda aile ve öğretmenlerin bilinçli yaklaşımı büyük önem taşımaktadır.

        Velilerimizin okula uyumu kolaylaştırmada en önemli adımı, çocuklarını güven içinde teslim edebilecekleri tam olarak inandıkları okulöncesi kurumu bulmaları ile başlar. Çünkü sizlerin kafasında soru işaretleri varsa bu çocuklarımıza fazlasıyla yansır. Onlar yanlarında konuşulmasa bile, varsa tedirginliğimiz beden dilimizden, mimiklerimizden, ses tonumuzdan, bakışlarımızdan v.s anlama yetisine sahipler bu nedenle önce siz velilerimizin bizlere tam güvenmesi gerekiyor ki çocuklarımızda bize güvensin, inansın, okul fobisi oluşmasın. Sonrasında çocuğa artık büyüdüğünü için okula başlayabileceği söylenmeli, bunu bir ödül gibi vurgulamalıyız. Okulda sadece belli bir zaman diliminde ( kahvaltıdan sonra yada işten çıkınca seni alacağım gibi ) kalacağının güvencesini verdikten sonra okulun amacını açıklamak, orada öğretmeninin onu seveceği ilgileneceği, dinleyeceği, ihtiyaçlarını gidereceği mutlaka belirtilmelidir. Kahvaltı, yemek, içmek, tuvalet, isterse uyku gibi tüm ihtiyaçlarını arkadaşları ile birlikte gidereceği ve bunların çok keyifli olacağı söylenmelidir. Okulda yeni şeyler öğreneceğini, yeni arkadaşlar edinip oyunlar oynayabileceğini, eğlenip şarkılar söyleneceğini, dans edeceğini, hikaye, masal, parmak oyunu, bilmece, tekerleme, şiir öğreneceğini, değişik boyalarla resim yapacağını, oyun hamuru ile şekiller oluşturacağını, kağıt kesme, katlama çalışmaları yapacağını bunları öğretmeninin çok beğeneceğini, arkadaşlarının onu alkışlayacağını, değişik oyuncaklarla oynayacağını, sinema, tiyatro, müze, alışveriş merkezi v.s gibi yerlere gezilere gidecekleri, ev ziyaretleri yapacaklarını, etkinliklerini sergilediklerinde görmeye gideceğinizi, piknik gibi etkinliklerde bulunacağını, anlatarak okulla ilgili endişelerini azaltabilirsiniz.
        Okula gitmesi konusunda ailenin bütün fertlerinin kararlı ve tutarlı olduğunu görmesi çocuğun uyum sağlamasında çok etkili olmaktadır. Okula çocukla birlikte ilk gelişin sadece tanışmak ve okulu gezmek için olması gerekmektedir. Karar verildikten sonraki gelişte ise çocuk, onunla birlikte orada kalamayacağınızın bilincinde olmalıdır. Bunu ona önceden söylemek gerekir. Sabah veya öğle programına göre çocuğa: “Seni götürürken sana eşlik edeceğim”, sonrada gideceğim öğlen (akşam) seni almaya geleceğim”, ya da ….. seni almaya gelecek” gibi sözler söylemek ona güven verebilmek adına oldukça önemlidir. Velinin burası güvenilir bir yer bak seni rahatlıkla bırakıyorum mesajı vermesi için çocukla çok kısa vedalaşma süreci geçirip ve seni seviyorum hoşça kal dedikten sonra hemen gitmesi çocuğun okulu kabul etmesini kolaylaşacaktır. Öğretmenin çocuğu aileden sevgiyle alıp, arkadaşlarıyla kaynaşmasını sağlama becerisi çocuğun endişeleri bile olsa büyük ölçüde gidermektedir. İlk günlerde erken almak ve tüm günlerde verilen zamanda gelmek çocuğun okulda bırakılmayacağını inanmasını kolaylaştırır dolayısıyla kendini daha güvende hissettirir. Okula gelen çocuklardan bazılarının onun kadar büyümediği için bazen ağlayabileceğini bilmesinde yarar vardır. Okul sonrası mutlaka çocukla kaliteli vakit geçirmek, başkalarıyla okula gittiğini sevinç içinde paylaşmak kendisinin terk edilmiş gibi hissetmesini önler. Okuldan döndüğünde onu okulla ilgili konuşmaya zorlama yerine kendisi anlatmaya başladığında ilgi ile dinlemek kendini ifade etmesini kolaylaştıracaktır. Uyum ile ilgili sıkıntı hissediliyorsa hakkında konuşmak, hem sıkıntısını paylaşmak hem de anlaşıldığını hissettirmek için önemlidir. Okula gitmeyi uzaklaştırma gibi algılamaması için özelikle yeni bir kardeş yada özel bir durum sonrası okula başlatılmamalı okula gitmek istemediğinde suçlanmamalı, korkusu ve gözyaşlarıyla alay edilmemelidir. Bu sıkıntılı durumun geçici olduğu, kendisiyle aynı durumda başka çocukların da olduğu vurgulanması faydalı olacaktır. Okula gitmemesi halinde faaliyetlerden geri kalacağı ve bunun kendisi için bazı eksikliklere yol açacağı, istemediğinde, geç kaldığında, servisi kaçırdığında mutlaka okula gönderileceği söylenmeli ve kararlı davranılmalıdır. Eğer çocuğunuz sizden ayrılırken ağlama, bağırma tepkisi veriyorsa onu sakinleştirdikten sonra hemen öğretmenine teslim etmeniz ağlamayı kullanmasını pekiştirmeyecek, okul kaygısını azaltarak alışma süresi kısaltacaktır. ( aynı zamanda bu durum yukarıda da belirttiğim gibi burası senin için güvenli bir yer ki seni bırakıyorum mesajını vereceğinden yarar getirecektir ).

      Yüreğiniz ve aklınız çocuğunuzda kalmadan vedalaşabileceğiniz kurumların çoğalması dileği ile.



Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Danışmanı
Nurten DANİŞ



Çocukta Dikkat Çekme Mekanizması


   


   Çocuklarımızın ustalıkla uyguladığı en iyi yöntemlerden biri dikkat çekmedir. Bir grubun parçası olamadığını hissettiği an ilgi ve dikkat çekmek için bize göre olumsuzda olsa bu yöntemi kullanır.
       İki kişi konuşurken araya girme, üst baş çekiştirme, grup içinde bağırarak konuşma, arkadaşlarına sözel ve fiziksel tehditte bulunma, istediği olmayınca bağırarak ağlama, ebeveynin sinirlenmesini sağlayacak şekilde davranma gibi davranışlar tamamıyla bu amaca dönüktür.
      Burada önemli olan yetişkinin de sistem içine çekilmesidir..Çocuğun tek amacı istediği kişini dikkatini çekek istediğini yaptırmaktır. Cezalandırılması bile onun iin kazançtır çünkü onun istediği dikkat çekmektir ve başarmıştır. Dikkat çekme yoluyla bir kez bile ilgiyi üzerinde toplamayı öğrenmişse bunu tekrarlama olasılığı yüksektir. Çocuklar bu konuda hiçbir ayrıntıyı kaçırmazlar. Dolayısıyla ebeveyn tutumları sonucu çocuk olumsuz davranarak ilgiyi üzerine çekebileceğini öğrendiyse sürekli olumsuz davranarak ( mesela, isteklerini bağırarak veya ağlayarak belirtir, grup içinde saldırganca davranır, bağırarak konuşur, başkalarına ait olanları izinsiz alır, zarar verir. Bu durumda olumsuz da olsa ilgiyi üzerinde toplar rahatlar. Çoğu zamanda karşı çıkılan bir çok durumu kabullendirmeyi başarır.
        Çocuklarımızla iyi bir iletişim kurup, onlara karşı sevgi, şefkat dolu yaklaşıp ihtiyaçlarını zamanında giderebiliyorsak, davranışları yada istekleri karşısında tutarlı davranıyorsak, ebeveynleri olarak aynı dili kullanıyorsak ( birimizin hayır dediğine herkes hayır diyorsa ), yaşına ve bireysel gelişimine uygun kurallar belirliyorsak çocuğumuzun bu tür davranışlar sergilemesini en aza indirgemiş oluruz.
      Çocuğumuzun bu yola başvurduğu durumlar yaşıyorsak yapılacak ilk iş onu anladığımızı ilgi çekmek için bu yöntemi kullandığını düşündüğümüzü söylemeliyiz.
      Empati yaparak çocuğun içinde bulunduğu duygu durumunu ( öfke, nefret, kırgınlık, hayal kırıklığı gibi ) anlamaya çalışmalı, onu yargılamadan kendimizden örnekler vererek bende ….. bunları yapıyor annemi babamı kızdırıyordum ama her seferinde yaptıklarımdan dolayı suçluluk duyuyordum gibi konuşmalar yaparak çocuğumuzun bize güven duymasını, duygu ve düşüncelerini rahatça ifade ederek rahatlamasını sağlayabiliriz. Aramızda sağlıklı bir iletişim başlatmış oluruz.
    Böyle davranmamızın yanında esas olan ve her zaman aklımızda tutmamız gereken en önemli nokta neyi beslediğimizdir. Çocuğumuz olumsuz davranışlar sergileyerek bize istediğini yaptırıyorsa ona verdiğimiz mesaj beni zor durumda bırak ki ben dediğini yapmak zorunda kalayım olur. Oda bu şekilde davranmaktan asla çekinmeyecektir, sonunda kızılacağını bilse bile. Çünkü sonuç onun istediği biçimde olmaktadır ( aman başkalarının yanında ağlamasın dediğini yapayım diyorsanız hep başkalarının yanında ağlayacak ve istediğini yaptıracaktır J ) Bu kısır döngüyü sonlandırmanın tek çaresi istemediğimiz bir şeyi yapmamanızdır. Şayet yapacaksakta asla hayır dememeliyiz. Bu durum sadece çocuğumuzun gelişimi için değil biz yetişkinler arasında da aynı şekilde yaşanmalıdır.

Nurten Daniş
Çocuk Gelişimi - Eğitimi Danışmanı

 

 

 

SAĞLIKLI ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK İÇİN YAPMAMIZ GEREKENLER.


     Çocuklarımızın bedensel, , ruhsal, duygusal ve sosyal yönden sürekli bir büyüme ve gelişme içinde oldukları okulöncesi dönemini, sağlıklı bir şekilde geçirmesi için alınacak koruyucu önlemlerin, yaşam boyu yararını hepimiz bilmekteyiz.

     Çocuklarımızın gelişimini, eğitimini engelleyen ya da geciktiren nedenler arasında görme ve işitme bozukluklarının payı büyüktür. Çocukluk yıllarında konuşma yeteneğinin gelişimi, çocuğun duygusal ve sosyal açılardan olgunlaşması ve kendini rahatça ifade etmesi ileriki yıllardaki mutluluğunu, eğitim ve meslek yaşamındaki başarısı yakından ilgilendirmektedir. Çocuğumuz görüyor, duyuyor gibi hissetsek bile netlik ve seviye azlığı görmede, duymada kaliteyi düşürdüğünden, bozuklukların zamanında teşhis edilip, tedaviye hemen başlanması gerekmektedir. Bu amaca yönelik olarak bazı üniversite hastanelerinde bebeklere doğar doğmaz işitme testi uygulaması başlatılarak çok önemli bir adım atılmıştır.
     Diğer bir önemli husus daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi DenverII gelişim tarama testini 0-6 yaşları arasında en az 4 kez uygulatarak, çocuklarımızın zihinsel, sosyal, duygusal, psikomotor, dil, özbakım becerileri yönünden gelişimlerinin seviyesini öğrenip Çocuk Gelişim Uzmanından alınacak danışmanlık hizmetleri ile onların eksiksiz ve doğru bir biçimde gelişimlerinin desteklenmesini sağlamalıyız..
      Bunun dışında çocuklarımızı diş, ağız ve çene kemiği hastalıkları yönünden erken tanı amaçlı muayene ettirerek beslenme, ağız hijyeni ve florür takviyesi konularında bilinçli davranmak son derece yararlı olacaktır.
      Bedensel sağlılığı koruyucu önlemlerden en önemlisi ise aşıyla önlenebilir bulaşıcı hastalıklara karşı çocuklarımın aşılanmasıdır. Aşılar, yaşadığımız dünyada sağlığımızı tehdit edecek mikroplara karşı mucizevi bir koruma kalkanı vazifesi görürüler. Çünkü bulunduğumuz ortam ve çevremiz bizim tahmin bile edemeyeceğimiz çoklukta ve çeşitlilikte mikrobik risk taşımaktadır. Doğar doğmaz başlatılan aşılama periyoduyla bebekleri, çocukları ve gençleri dolayısıyla biz yetişkinleri de olumsuz etkileyebilecek pek çok hastalığa karşı koruma sağlanmaktadır.
       Aşı ile korunabildiğimiz hastalıklara Hepatit, tüberküloz, difteri, tetanos, boğmaca, çocuk felci, menenjit ve larenjit, Enflüanza, rahim ağzı kanseri, pnömokok, kızamık, kabakulak, kızamıkçık, suçiçeğini örnek verebiliriz.. Bu hastalıklar, yapılan aşılar sayesinde tehdit olmaktan çıkmıştır. Hatta bir zamanlar insanoğlunun kabusu olan çiçek hastalığı, düzenli olarak tüm dünyada tam aşılanma sağlandığı için ne mutlu ki yer yüzünden silinmiştir ( eradike edilmiştir ) Yine Hepatit hastalığı (sarılık ) ülkemizde çok yaygın olarak görüldüğü için ömür boyu korunmaya yönelik olarak yapılan hepatit-B aşısı, doğar doğmaz yapılan ilk aşı olma özelliğini kazanmıştır. ( Bu aşı sadece çocuklarımızı korumak için düşünülmemeli, kendimize kan testi yaptırarak bağışık olup olmadığımızı öğrenmeli, değilsek mutlaka aşılarak bu hastalıktan korunmalıyız )
      İşin özü, biz yetişkinler birbirimizi sevip sayarak oluşturduğumuz güven ortamında, çocuğumuzu sevgi ve şefkatle sarmalıyorsak, onunla az bile olsa kaliteli vakit geçiriyorsak, hareket etmesi, kendini ve çevresini keşfetmesi için olanak tanıyorsak, başardıklarını fark edip övüp, yüceltiyorsak, dozunda koruyup kolluyorsak, eğitici, öğretici ortamlar hazırlıyorsak, örnek davranışlar sergiliyorsak, sağlıklı yiyecek ve içeceklerle besliyorsak ( temiz, taze ve 4 ana besin grubunu içeren protein, karbonhidrat, yağ, mineral- vitaminlerin dengeli verilmesi ) mevsime uygun giydiriyorsak, hijyenik ortamda büyütüyorsak, sağlık kontrollerine düzenli götürüyorsak, gelişim testlerini yaptırıyorsak, aşılarını aksatmıyorsak, düzenli uyumasını sağlıyorsak çocuğumuzun tüm sağlığı için gerekeni zaten yapıyoruz demektir. Kendimizle gurur duymanın keyfini sürebiliriz.
     
Nurten Daniş
Çocuk Gelişimi Eğitimi Danışmanı