23 Kasım 2009 Pazartesi

** ÇOCUĞUMUZLA DOĞRU İLETİŞİM NASIL KURABİLİRİZ




Sağlıklı bir İletişim için;

• İstemediğimiz bir davranış karşısında ben dilini kullanın. Bu davranışın karşısında ben üzülüyorum, yoruluyorum gibi.
• Empati kurmayı öğretin. Arkadaşın senin oyuncağını kırsaydı, sen ne hissederdin gibi. Çocuklara empati kurmayı öğretmek çok önemlidir. Empati; bir başkasının psikolojik durumunu, gerçekte onun hissettiğini, yaşamadan anlama yeteneğidir. Empati, duygusal gelişim kadar sosyal gelişim içinde çok gereklidir. Empati kurabilen bir çocuk çevresindeki herkesle daha sağlıklı iletişim kurar.
• Dinlemeyi öğretin. Şu anda ben konuşuyorum, benim konuşmam bittikten sonra seni dinleyebilirim gibi.
• Çocuğunuz için müsait olun.
• Çocuğunuzun ne zaman konuşmaya uygun olduğunu tespit edin.
• Konuşmayı siz başlatın. Bu davranış, ona ilgilenildiğini hissettirir.
• Gün içinde kaliteli geçirilen kısa bir zaman dilimi kalitesiz geçirilen bir güne bedeldir. Çocukla birebir tam olarak yaşanan duygusal, sosyal paylaşım kendinin istendiği, önem verildiği, sevildiği, değerli bulunduğu inancını oluşturacağından tüm geleceğini etkileyecektir.
• Her hafta sonu kısa bile olsa çocuklarınız ile birebir yapabileceğiniz bir aktivite bulmaya çalışın.
• Çocuğunuzun ilgi alanlarını öğrenin (örneğin favori müziklerini )
• Konuşmaya soru sormak yerine, önce kendi düşüncelerinizi ifade ederek başlayın.
• Çocuğunuzun söylediklerini duymak istemelisiniz. Başka bir şeyle ilgilenmeden, konsantre olarak dinleyin, onu dinlediğinizi bilsin.
• Anlaşılması imkansız gibi gelse de empatik yaklaşım göstererek durumu onların açısından görmeye çalışın. Bunu ona da açıklayın ki empatik davranma konusunda model olabilin.
• Tepki ya da karşılık vermeden önce sözlerini bitirmelerine izin verin.
• Çocuğunuzun sözlerini tekrar ederek doğru anladığınızdan emin olun.
• Çocuklarınızın anlayabileceği şekilde cevap verin.
• Gereksiz sert tepkilerden kaçının, iletişim kapılarını kapatırlar.
• İspat etme duygunuza engel olun. Onun yerine ben böyle olduğunu düşünüyorum diyerek yaklaşın.
• Kendi düşüncelerinizi ifade ederken onun düşüncesine de saygı duyduğunuzu belirtin. Çocuğunuzun ayrı ve farklı bir birey olduğunu kabul etmelisiniz.
• Çocuğunuza sizden ne beklediğini sorun; bir konu hakkında tavsiyenizi dinlemek mi, duyguları konusunda yardımınızı istemek mi olduğunu öğrenin.
• Çocuklar kendi seçimleriyle tecrübe kazanır. Sonuçları tehlikeli olmadığı sürece müdahale etmeyin, bırakın kendi kararlarını kendileri almayı öğrensinler. Tabiî ki sonuçlarına da katlamayı.
• Çocuğunuz sorunun sadece küçük bir kısmını anlatarak sizi test ediyor olabilir, söylediklerini dikkatle dinleyin, konuşması için cesaretlendirin, sorunun ne olduğunu tam olarak duymadan kesin yargıya varmayın.
• Çocuklar en iyi taklit ederek öğrenir. Çocuklar öfkenin nasıl kontrol edildiğini, problemlerin nasıl çözüldüğünü ve nasıl baş edileceğini, nerede nasıl davranılması gerektiğini v.s her şeyi bizlere bakarak öğrenir. Eğer çocuğumuza istediğimiz davranışı kazandıramıyorsak lütfen kendimize ve yakın çevresindeki kişilere bir bakalım, davranışın kaynağını bulmamız zor olmayacaktır.


Nurten Daniş
Çocuk Gelişimi - Eğitimi Danışmanı









* ÇOCUĞUMUZLA DOĞRU İLETİŞİM NASIL KURABİLİRİZ






Bunun için öncelikle ve öncelikle


1/- ÇOCUĞUMUZU KABULLENMELİYİZ.
Nasıl mı?
Biz ebeveynler;
• KENDİ ÜMİTLERİMİZ,
• HEDEFLERİMİZ,
• KENDİMİZDE-ÇEVREMİZDE OLMASINI İSTEDİĞİMİZ YADA İSTEMEDİĞİMİZ BAZI ÖZELLİKLER,
• KORKU VE KAYGI gibi olumlu yada olumsuz farklı duygularla, çocuğumuzu çoğu zaman kabullenir azda olsa utanır, reddeder hatta bunalıma girenlerimiz bile olur. Bu nedenle çocuğumuz
EBEVEYNİN ULAŞAMADIĞI HEDEFLERE GÖRE RESMEDİLDİYSE, ARZULANAN HEDEFE ULAŞTIRMA ÇABALARI İLE ÜZERİNDE BASKI KURMAYA çalışırız.
Oysa onun;
• KENDİNE ÖZGÜ,
• EBEVEYNDEN BAĞIMSIZ,
• YEPYENİ BİR KİŞİLİK olduğunu akılda tutabilsek onu
OLDUĞU GİBİ KABUL EDEREK enerjimizi doğru bir şekilde ÖZGÜN KİŞİLİĞİNİN ZENGİNLEŞTİRİLMESİ İÇİN HARCAMAYI BAŞARABİLECEĞİZ. DOLAYISIYLA ÇOCUĞUMUZA EN ÇOK İHTİYACI OLANI YANİ SENİ KOŞULSUZ SEVİYORUZ MESAJINI VERMİŞ OLACAĞIZ.
KOŞULSUZ SEVGİ İLE BÜYÜYÜYEN ÇOCUKLARIMIZ
• BEDENSEL- ZİHİNSEL- RUHSAL OLARAK SAĞLIKLI,
• YETENEKLİ,
• OKULDA BAŞARILI,
• SOSYAL,
• KENDİNE GÜVENEN,
• KENDİYLE VE ÇEVRESİYLE BARIŞIK,
• PAYLAŞIMCI- HOŞGÖRÜLÜ,
Kısacası MUTLU bireyler olma şansına erişebileceklerdir.
2/ - ONLARLA DOĞRU İLETİŞİM KURMALIYIZ.
• Öncelikle çocuğumuzu göz teması kurarak ve seviyelerine kadar eğilerek yada karşısında oturarak dinlemeliyiz. ( lütfen sizin sürekli sizden çok uzun ve başınızda dikilen biriyle konuştuğunuzu düşünün ne hissederdiniz? )
• Cümleleri tamamlamadan kendisini tam olarak ifade etmesine izin vermeliyiz.
Çocuğun duygu ve düşüncelerini açıklamasına yardımcı olmak için cümlelerini ona soru haline getirerek yansıtmalıyız. Bu durum aynı zamanda sağlıklı bir iletişimin başlamasına yarar sağlar. Çünkü hesap soran, yargılayan, suçlayan, eleştiren, yöneten, öğüt veren, alaya alan bir yaklaşım iletişimi engeller.
• Keyifli Anne-babalık yapabilmenin temel özelliklerinden bir tanesi de KARARLI-TUTARLI olmaktan geçer. Çocuğun davranışlarında daima ana-babanın izleri vardır. ( ağlayarak bir şeyleri yaptırmaya alışan çocuğumuz bunu nereden öğrendi acaba ? J )
• Beklentilerinizi gösteren kısa ve kesin cümleler kurmalıyız.
• Alternatifler göstermeliyiz. (Sütünü sade mi yoksa kakaolu mu istersin gibi)
• Bazı nesneleri canlandırın. (Sanki kuklaları seslendiriyor gibi)
• İfadesine yardımcı olacak sorular sorun. Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?
• Esprili ifadeler kullanın. (Bazı ifadeleri melodik olarak, şakayla karışık söylemek gibi)
• Kurallar bütünlüğünüz olsun. Yemekten önce oyuncaklar toplanacak, saat 9.00 da yatılacak gibi. Bu arada yer ve zamana göre kuralların açıklanarak esneyebileceğini gösterin. ( bu gece misafirliğe gidildiği için geç yatıyorsun gibi )
• Onu anladığınızı ifade edin. Şu anda canın bunu yapmak istemeyebilir, ama herkesin yapması gereken şeyler vardır gibi.


Nurten Daniş
Çocuk Gelişimi - Eğitimi Danışmanı

6---ANNE- BABA TUTUMLARININ ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ- KABUL EDİCİ, GÜVEN VERİCİ VE DEMOKRATİK AİLE TUTUMU



     • Sevgi, saygı, huzur, güven ve şeffaflık olan ailede çocuk tüm yönleriyle kabul edilir. Her başarısı ( konuşması, yürümesi, yemesi, temizlenmesi, ev işlerinde sorumluluk alması, kendi ihtiyaçlarını gidermesi, yardımlaşması, kurallara uyması, faaliyet yapması v.s ) sevgi ile sözel yada dokunsal olarak ödüllendirilir.
    • Anne baba davranışları ile çocuğa uygun birer model, rehberdir. Çocuğa yol gösterir, ona bir çok alternatif sunulur ama seçim çocuğa aittir. Problemlere anne baba ile birlikte çözüm arayarak zamanla bu becerisini geliştiren çocuk, seçimlerinin sonuçlarına da katlanır.
   • Aile içinde kurallar ve sınırlar herkes için ve hep birlikte belirlenir ve bu sınırlar içinde çocuk özgürdür. Kuralların mantıklı açıklaması yapılır.
   • Aile fertlerinin hepsinin eşit söz ve oy hakkı vardır. Aileyi ilgilendiren kararlar birlikte alınır. Çocuğun düşünce ve fikirleri dinlenir. Fikirleri mantıksız da olsa saygı gösterilir.
   • Anne baba birbirlerine ve çocuklarına karşı olan duygularında net ve açıktır Demokratik ve güven verici bir ortamda yetişen çocuk, kendine ve çevresine saygılı, sınırları bilen, yaratıcı, aktif, fikirlere saygı duyan, fikirlerini rahatlıkla söyleyebilen, kişilik ve davranışları açısından dengeli, sorumluluk duyguları gelişmiş, hoşgörülü, işbirliğine hazır, arkadaş canlısı, duygusal ve sosyal açıdan dengeli ve mutlu bir birey olarak yetişir.
   • Anne babanın tutarlı ve kararlı tutumu çocuğun kendisine ve çevresindekilere güven duygusunu geliştirir.
   • Basit de olsa bu yaşlarda karar vermeye ve kendi başına işler yapmaya alışan çocuğun özgüveni gelişeceğinden ilerde rahatlıkla kendi adına kararlar alır.
   • Kendi haklarını savunurken başkalarının haklarına da saygı duyar.
   • Çocuğun kendisini ve çevresini keşfetmesine izin verilerek bireysel gelişimi desteklendiğinden zihinsel, psikomotor, sosyal, duygusal, bedensel, dil gelişimi sağlanır, tüm ihtiyaçlarını gidermede bağımsızlaşması kolaylaşır özgüveni artar.
   • Çocuğun kendisini ifade etmesine izin verildiği için değerlilik kavramı gelişir.

  Yaşamı çocuk yüreğiyle sevebilmeniz dileği ile.
 
   Nurten DANİŞ
   Çocuk Gelişimi- Eğitimi Danışmanı

5----ANNE- BABA TUTUMLARININ ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ- CEZALANDIRICI - OTORİTER AİLE TUTUMU




      Sıkı bir disiplin vardır. Anne-babanın gözü sürekli çocuğun üzerindedir. Bütün hareketlerine müdahale edilir. Sürekli eleştirilir, korkması için aşırı sert davranılır.
    Sevgi göstermenin zararlı olacağı, sevgi gösterildiğinde otoritenin sarsılacağı düşünülür.
    Çocukla iletişime girilmez. Ailenin çocuktan beklentileri ve uyulması gereken kuralların nedenleri açıklanmaz. Sadece nasıl davranması gerektiği söylenir. Söz hakkı yoktur, fikri sorulmaz.
    Her hatası eleştirilir, yargılanır, cezalandırılır. Çocuğun olumlu özelliklerini görmek yerine sürekli olumsuz özellikleri gündeme getirilir.
    Fiziksel yada sözel hakaretler içeren cezalar verilir. Çocuk sürekli gergindir, her davranışında “yine mi hata yaptım?” kaygısını yaşar.
    Çocukla çok fazla ihtiyaçlarına karşılık verecek düzeyde vakit geçirilmez ve ilgi gösterilmez. Çocuklar korktukları için anne ve babaya karşı edilgen( pasif ), uysal ve erdemli olmaktadır. Fakat içten içe anne babaya karşı düşmanlık duyguları geliştirirler.
    • Kendisi dışındaki insanlarla yeterli iletişim kuramadıkları için hırçındırlar bazen saldırganlığı kendisine yönlendirebilirler.
    • Yeniliklere açık değildirler, yeni şeyler üretmeleri zordur.
    • Sürekli kusurları aranan çocuk streslidir ve stresliyken hata yapma olasılığı artar.
    • Hata yapan kişileri affetmeyi bilmezler, hoşgörülü olamazlar, mükemmeliyetçi beklentileri olur, empati yapmada zorlanırlar.
    • Kendilerine ve çevrelerindeki kişilere güvenmedikleri için kendilerine iyi davrananlara şüphe ile bakarlar ve toplumdan giderek uzaklaşırlar.
    • Yardım duygusundan uzak, sinirli, inatçı, hırçın, uyumsuz olabilirler. Kurallara uymayan veya otoriteye boyun eğen, kendi duygu ve düşüncelerini ifade edemeyen bir kişilik geliştirebilirler.
   
     Nurten Daniş
     Çocuk Gelişimi- Eğitimi Danışmanı

4---ANNE- BABA TUTUMLARININ ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ- MÜKEMMELLİYETÇİ ANNE BABA TUTUM


   

     Mükemmeliyetçi tutumda anne baba her şeyin en iyisini çocuğundan bekler. Kendisinin gerçekleştiremediği yaşantıları çocuğunun gerçekleştirmesini ister ve çocuk olduğu gibi kabul edilmez.
    Aile, bedensel ve zihinsel yönden beklentileri karşılaması için çocuğu kapasitesinin çok üstünde eğitimlere tabi tutar.
   Çocuktan aşırı titizlik ve temizlik beklenir.
   Mükemmeliyetçi ailelerde kurallar ve kalıplar belirlenir ve çocuğun bunlara mutlaka uyması beklenir.
   Çocuğa bütün çocukça davranışlar yasaklanır. Arkadaş seçimi de aileye aittir.
   Mükemmeliyetçi anne baba tutumuyla yetişen çocukların fikirleri genelde çok katıdır. Bir şey veya kimse ya çok olumlu ya da çok olumsuzdur.
   Çocuk kendi doğal iç güdüleri ile ağır kurallar arasında sıkışıp kalmıştır ve sürekli bir iç çatışma içindedir. Sevgi ve nefret karışımı duyguları aynı anda yaşar.
   Her işte en iyi ve en üstün olmak ister. Fakat istediği seviyeyi yakalamayınca hayal kırıklığına uğrar ve çalışmayı tamamıyla bırakabilir.
   Aşağılık duygusunu yoğun yaşayan, kompleksli bir kişilik geliştirir.

   Nurten Daniş




   Çocuk Gelişimi – Eğitimi Danışmanı

3----ANNE- BABA TUTUMLARININ ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ- TUTARSIZ AİLE TUTUMU TUTUM




     Çocuklarda istendik davranış kazandırabilmek için anne baba yada yakın çevresindeki kişilerin tutarlı davranması çok önemlidir. Bir gün çocuktur yapar, o daha çok küçük yüklenmeyelim” düşünceleriyle çocuğa sınırsız haklar tanınırken başka bir gün artık o bunu anlayabilecek kadar büyüdü diyerek çocuğun yaş yada bireysel gelişimi yok sayılarak kapasitesinin üzerinde beklentiye girilir. Normalde izin verilmeyen bir davranış, anne babanın uğraşacak zamanı olmadığında ya da keyifleri yerinde olduğunda görmezlikten gelinirken gerginlik, yorgunluk gibi olumsuz ruh hallerinde tepki görür. Bazen de annenin yaptığını baba, babanın yaptığına anne karşı çıkıyorsa bu durumda çocuğun netleşmesinde sıkıntı oluşmakta çocuk nasıl davranacağı konusunda bocalamaktadır. Kimi zamanda çocuklarımızın en çok taklit yoluyla öğrendiği unutularak onun tarafından yapılmasını istemediğimiz bir davranışı biz kendimiz yaparak hem davranışı kazandırmada ve pekiştirmede sorun oluşturur hem de çocuğumuzun bize olan güvenini sarsarız. Buna bir örnek vermek gerekirse çocuğun istenmeyen bir davranışı karşısında . “Konuşma benimle, ben senin annen- baban değilim”, “Git başka anne- baba bul” cümleleriyle çocuğu yola getirmeye çalışmak ve bunu uzun süre sürdürmek çocuğa küsmeyi öğretir. Çocuk tedirgin olur ve annenin- babanın kendisiyle barışması için elinden geleni yapar. Sonunda zaten vicdanı rahat olmayan anne- baba hiçbir şey olmamış gibi barışır. Bu durumda çocukta annem- babam ne söylerse söylesin aksini de yapar düşüncesi oluşur ayrıca çocuğumuza küsmenin iyi bir şey olmadığı defalarca söylememize rağmen biz böyle davranarak bu davranışımızla söylediğimizi çürütmüş oluruz dolayısıyla çocuğumuza doğru davranışı kazandıramayız. Tutarsız aile ortamlarını yaratan diğer durum ise evde birden fazla çocuk varsa onların her birine farklı yaklaşılmasıdır. Gerek sorumluluk vermede gerekse kurallara uymada taraflı davranma çocukların olumsuz duygular yaşamasına neden olmaktadır.
        Bu tarz tutarsızlıklarımız sonucunda annelerin sık başvurduğu yollardan birisi acındırma yoludur. “Beni çok üzüyorsun”, “Sizin yüzünüzden hasta oldum”, “Beni birazcık seviyorsan yapma” diyerek çocuğun söz dinlemesini sağlamaya çalışılır ki bu durumda çocuk daha da endişelenir ve söz dinlemediği gibi suçlandığı için hırçınlaşır. Bazen de babaya şikayet etmek, babanın öfkesiyle korkutmak durumu yaşanır. Akşam baba eve gelince de önce çocuğun bütün gün yaptıkları anlatılır daha sonra “Bu seferlik affet babası bir daha yapmaz denilerek babayla çocuğun arasına girilir. Çocuk uyarıların uygulanmadığını görünce, ertesi gün aynı senaryo tekrar yaşanır. Bu arada şikayet etmenin yanlış olduğu öğretmeye çalıştığımız çocuğumuza onu babasına şikayet ederek nasıl mesaj verdiğimizi de düşünmekte fayda var :))
     • Tüm bu tutarsızlıklarımız sonucu istemediğimiz davranışlar sergileyen çocuğumuzun karşısında sanki hatalı olan onlarmışçasına sesimizi yükseltme, cezalandırma hatta şiddete başvurma gibi çocukta travma yaratacak ve de hiçbir işe yaramayacak yöntemleri kullanır hale gelmekteyiz.
     • Tutarsız ortamda büyüyen çocuklarımız da bir davranışın kimi zaman ödüllendirilmesi kimi zaman da cezalandırılması cezanın anlamı ve suçun niteliği hakkında kuşkular uyandırır. Bu nedenle ne zaman, nerede, ne yapacağını bilemezler. Kendi görüş ve düşüncelerini aktaramazlar.
     • Çocuk kendini kanıtlamak ve dikkatleri üzerine çekmek için, ürkek, yumuşak huylu, söz dinleyen ya da kendi benliğini ve bağımsızlığını göstermek için kavgacı, sinirli bir çocuk olabilir.
      • Çevrelerindeki insanlara güvenmeyen, her şeyden şüphelenen, kararsız, isyankar bir kişilik yapısı geliştirebilir.
      • Tutarlı olmayan yaklaşım gevşek ve katı tutumların tüm sakıncalarını taşır. Çocukların sorumluluk almalarını engeller, çevresindeki kişileri sürekli test etme ihtiyacı hissedeler.
      Çocukça coşkularınızın çoğalması dileği ile hoşça kalın.

    Çocuk Gelişimi –Eğitimi Danışmanı
     Nurten Daniş

2----ANNE- BABA TUTUMLARININ ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ- AŞIRI HOŞGÖRÜLÜ TUTUM




      Çocuk merkezli aileler de dediğimiz bu ailelerde çocuğun yaptığı her şey hoş görülür, çocuk aşırı özgür bırakılır. Çocuğa neyi yapıp neyi yapmaması gerektiği anlatılmaz. Hiçbir zaman kesin kurallar belirtilmez. Çocuğun olumlu, olumsuz her türlü davranışı hoşgörü ile karşılanır. Çocuğun her istediği hemen yerine getirilir. Koruyucu ve bağımlılık hakimdir. Kurallara uymadığında çocuğa yaptırım uygulanmaz. Çocukların bitmeyen istekleri ve olumsuz davranışları hoş görülür. Belli bir zaman sonra anne babanın sabrını zorlandığında sert kullanma gündeme gelebilir. Bu tutum sergileyen ebeveynlerimiz ne yazık ki farkında olmadan, Kurallara uymakta zorlanan, BENCİL, ANLAYIŞSIZ, SÖZ DİNLEMEZ, TOPLUM KURALLARINI ÖĞRENMEKTE GÜÇLÜK ÇEKEN, Başkalarıyla çatışan, UYUMSUZ, İsteklerinin sonu gelmeyen, DOYUMSUZ, MUTSUZ, ÖZDENETİMDEN YOKSUN, Paylaşmayı ve İŞBİRLİĞİNİ BİLMEYEN, İsteklerinin hemen olmasını bekleyen, SABIRSIZ kişilik sergileyen birey yetişmesine sebep olmaktadırlar.

Yüreğinizin her zaman çocukça sevgilerle dolması dileği ile.

Nurten Daniş
Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Danışmanı

1---ANNE- BABA TUTUMLARININ ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ- AŞIRI KORUYUCU TUTUM


Bütün ihtiyaçlar anne-baba tarafından karşılanır.
İsteklerine sınır koymaz.
Çocuğun her isteği hemen yerine getirilir.
Koruyuculuk ve bağımlılık hakimdir. Çocuğun gereksinimleri anne-baba tarafından “sürekli çocuk ağlamasın, incinmesin, hasta olmasın, terlemesin, düşmesin vb. ” diyerek giderilmeye çalışılır.
Anne-baba tarafından çocuğun büyüdüğünü kabullenilmediğinden,
Sorumluluk verilmez.
Çocuğun girişimleri sürekli kısıtlanır.
Genellikle çocukla ilgili bütün kararlar anne-baba tarafından alınır.
Çocukla ilgili kararlarda çocuğa sorulmaz.
Çocuğa gereğinden çok özen gösterilerek ve aşırı denetlenerek çocuk bunaltılır.
Anne-babalar koruyucu yaklaşımla çocuğa karşı sevgilerini ifade ettiklerine ve yardımcı olduklarına inanırlar.
Bu tür tutumla büyütülen çocuklarımız,
Kendi başına hareket edemeyen, ÖZGÜVENİ ZAYIF,
Kendi işlerini başkalarından bekleyen, SORUMLULUK ALMAYAN,
Kurallara uymak ta zorlanan, BENCİL, SALDIRGAN, SAYGISIZ,
Kendine sürekli HİZMET EDİLMESİNİ İSTEYEN,
Mücadeleden ÇABUK VAZGEÇEN,
Hatalarından başkalarını SORUMLU TUTAN,
Kendi kararlarını veremeyen, BAŞKALARI TARAFINDAN YÖNETİLEN, BAĞIMLI,
Sosyal ortamlarda kendilerini ortaya koyamayan SİLİK, PASİF, ÇEKİNGEN
Kapasitesini kullanamayan, kendi yeteneklerini fark edemeyen, yaşamın birçok alanında kendilerini gösteremeyen BAŞARIYI TADAMAYAN,
İnsanlarla bir arada bulunmaktan kaçınan, paylaşma becerisi gelişmemiş, ne yazık ki SOSYAL İLİŞKİLERİ ZAYIF kişilik geliştirmektedirler.



Nurten Daniş
Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Danışmanı

ÇOCUKLARIMIZIN GELİŞİMİNİ TAM DESTEKLEYEBİLMEDE DENVERII G.T.T nin ÖNEMİ






   Çocukların gelecekte ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı olmalarında 0-6 yaş dönemi çok önemlidir. İnsan hayatı için kritik olan bu yıllarda çocukların zihinsel gelişimi, duygusal ve sosyal gelişimi, dil gelişimi, psikomotor gelişimi, özbakım becerilerini kazanmaları yönünden aile içi ve dışında desteklemesi gerekmektedir. Gelişiminin yaş grubuna göre hangi aşamada olması gerektiğini bilmek ve bu becerileri kazanıp, kazanmadığı yönünden düzenli takip etmek ve kendimizi bu yönden geliştirmek, uzman desteği almak bizim çocuğumuza daha bilinçli dolayısıyla nitelikli yaklaşım kurmamızı sağlayacaktır. Böylece çocuğun bireysel farklılıklarının yanında yaş grubuna uygun olan özellikleri iyice anlaşılacağı için normal gelişim aşamalarını sağlıklı atlatabilmesi ve bir sonraki aşamaya olması gerektiği yeterlilikle geçiş yapması gerçekleşebilecektir.

Gelişimi ile ilgili şüpheli durumla karşılaşıldığında ise erken teşhis edildiği için, hayati problem yaratmadan çözüm yollarına gidilecektir. Küçük çocukların gelişimindeki sapmaları rutin fizik muayene sırasında anlamak güçtür. Gelişimsel bozukluğun varlığı ne yazık ki çocukta davranış sorunlarının yanı sıra konuşmada, yürümede sorunlar, sosyal ve duygusal açıdan kişilikle ilgili problemler, kendi ihtiyaçlarını gidermede yetersizlik, okulda başarısız olma gibi belirgin sorunlar ortaya çıktığında fark edilir, dolayısıyla bu durum destekte başarı oranını etkiler. Oysa DENVER II GELİŞİMSEL TARAMA TESTİ kullanılarak çocukların tüm gelişimi izlenir, çocuğun gelişimi ile ilgili bilgi edinip gereken destek kolayca sağlanır varsa buradaki normalden sapmaların erken tanısıyla gereken yönlendirmeler yapılır, çocukların bulundukları anı ve gelecek yaşamlarını bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı-mutlu geçirmelerine fırsat yaratılmış olur.
( Denver II Gelişimsel Tarama Testi University of Denver, USA ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ABD. Çocuk Nöroloji Ünitesi ile Gelişimsel Çocuk Nörolojisi Vakfı işbirliği ile Ülkemizde sadece DenverII GTT eğitimi sertifikasına sahip olan yetkili kişiler tarafından uygulanabilmektedir)


Çocuk Gelişimi-Eğitimi Danışmanı
DenverII GT Testi Yetkilisi
Nurten DANIŞ



ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR


Eğer bir çocuk
Sürekli eleştirilmişse, kınama - ayıplamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
Kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk
Alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp, utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
Utanç duygusuyla eğitilmişse, kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
Hoşgörü ile yetiştirilmişse, sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
Desteklenip yüreklendirilmişse, kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
Övülmüş ve beğenilmişse, takdir etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk,
Hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse, adil olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
Güven ortamı içinde yetişmişse, inançlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk,
Kabul ve onay görmüşse, kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk,
Aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖĞRENİR.

Dorothy Low Nolte ye ( Çeviri: Doğan Cüceloğlu )





ÇOCUKLUK DÖNEMİ 5 - 11 YAŞ ARASI YILLARIN İNSAN HAYATINDAKİ ÖNEMİ



LATENT DÖNEM ( Gizil Dönem )

     5 yaş ile 11 yaş arası dönemi kapsamaktadır. Okul çağı dönemidir. Girişimciliğin yoğun bu dönemde çocuk her şeye merak salar. Yaratıcılık özelliğinin artmasıyla yeni şeyler öğrenmeye ve birşeyler üretmeye başlar. Cinsel durgunluk başlamıştır. Aynı cinsle yakınlaşma başlarken karşı cinsten utanılır. Yaşıtları ve yetişkinlerle ortak bir şeyler yapma, başkalarının varlığında ya da denetiminde görev almayla işbölümü yapma becerisi kazanılırken yine bu dönemin en belirgin özelliği olan kıyaslama duygusuyla diğerlerinden farklı olan özelliklerini fark etme hazzına erişir. Kıyaslama dürtüsü ( karşılaştırma ) bazen başkalarına ait olan eşyaları yürütmeye kadar varır bu durumda çocuğumuzu suçlamadan uygun dille empati yaptırarak ( kendisini diğer kişinin yerine koyarak ne hissettiği anlayabilmesini sağlama ) aldığını iade etmesi açısından kararlı bir tavır sergilemek faydalı olacaktır.
      Kendini örnek aldığı kişilerle özdeşleştirdiği için, çeşitli alanlarda farklı roller üstlendiği çalışmalar ilgisini çeker. Başkalarını izleyerek araç, gereç kullanmayı öğrenir, el ve vücut becerisini geliştirir (çekiçle çivi çakmak,oyuncak yada bebekleri kırıp yeniden yapmak vs.). Çevresi ya da kendisi için bir takım faaliyetlere girip, kazanımlar elde ederek, çevresinde destek bulmayı, onaylanmayı, ortaya çıkardığı şeylerle başkaları tarafından kabul edilmeyi, tanınmayı bekler. Başarılarından gurur ve zevk alma duygusu gelişir. Bu nedenle çocuğun çevresindekiler bu dönemin sağlıklı aşılıp, yeterlilik duygusunun gelişmesinde büyük rol alırlar.
   10 yaşına gelindiğinde soyut kavramlar anlaşılmaya, olumlu yada olumsuz düşünceler tartışılmaya başlanır. Konuşma %100 anlamlı ve mantıklıdır. F,L,R,S,V,Z seslerinin de çıkarılmasıyla alfabenin tüm sesleri çıkarılmış olur. Yetişkinlerle, öğretmenlerle özdeşim kurulur onlarla ilgili fanteziler üretilir.

LATENT DÖNEM SAĞLIKLI GEÇİRİLDİĞİNDE
    Sağlıklı iletişim kurma becerisi edinir, doğru kişilere özdeşim kurarak istenen kişilik özelliklerini kazanması kolaylaşır. Kendini yeterli, başarılı görme düşüncesi onda yeterlilik, başarılı olma duygusu yaratır, dolayısıyla kendine güven gelişir.

SAĞLIKSIZ GEÇİRİLDİĞİNDE
   Çocuğun anlayışlı, sabırlı, ilgili ana baba, öğretmen ve okul arkadaşları ile karşılaşamaması ya da onlarla sağlıklı iletişim kuramaması sonucu yetersizlik ya da aşağılık duyguları gelişir. Aynı olumsuzluk çocuğa ayrım uygulanması, aşağılanması ya da aşırı koruyucu tavırlarda bulunulması durumlarında da yaşanabilir. Gelişimi için kendisine uygun olan üst konumdaki kişileri örnek alamayıp, yanlış kişileri örnek alabilirler. Okul ya da mesleğe hazırlık döneminin başlangıcı olan latent dönemde yeterli düzeyde destek olunamaması, yada beklenilen ideal okul hayatına ulaşılamaması durumunda, çocuğun akademik gelişimi aksayabilmektedir. İleriki yaşantısında aşağılık duygusunu bertaraf etmek için saygınlığını paraya yada kaba güce sahip olarak çözmeye çalışır. Bu nedenle işi, kişi için hayatta en önemli şey haline gelebilir. Bireyin hayatını, hedeflerini, hayallerini sadece iş üzerine yoğunlaştırması, kendi duygusal ya da ruhsal gelişimini kısıtlayabilir.

Çocukça sevgilerinizin günden güne çoğalması dileği ile.

Nurten DANİŞ
Çocuk Gelişimi Eğitimi Danışmanı

ÇOCUKLUK DÖNEMİ 3 - 5 YAŞ ARASI YILLARIN İNSAN YAŞAMINDAKİ ÖNEMİ






FALLİK DÖNEM
İŞLEVSEL OLMAYAN MANTIK (somut algılama) DÖNEMİ

olarak adlandırılır.
       Çocuğumuz bu dönem sezgileriyle düşünür. Objeleri işe yaradığı şekli ile tarif eder, mekana göre algılar, mecaz anlam bilmez ona delikanlı deseniz delik alınlı birinden bahsettiğinizi düşünür. Görerek yaşayarak anlar.
       İkili öğeli basit mantık gelişmemiştir, bardak kenara konduğunda düştüyse aynı nedenle tekrar düşeceğine akıl erdiremez biz defalarca dikkat et desek bile. Ona göre olsa, olsa hastadır, yorgundur. Oyuncaklarına kaba davranıldığında üzülür, çünkü onları canlı gibi algılar. Peş peşe olan olaylar arasında kendince sebep sonuç ilişkisi kurulur. Kuruyemiş yerken uyuduysa bundan sonra yine kuru yemiş yediğinde uykusunun geleceğini sanabilir. Ceza yada ödül anda işe yarar sonrası verilen ödülün yada cezanın sebebi söylense bile algılayamaz. Onun için ödül hak edildiği o an verilmelidir.( ceza yerine ödül vermek daha etkilidir )
     Egosantrik ( ben merkezli ) bir kişilik sergiler bu nedenle paylaşımda sıkıntı yaşar. Oysa çocuğumuz bu özelliği ile sahiplenme arzusunu doyurma, kendini fark ettirme çabası taşımaktadır. Biz yetişkinlerde bunu bencillik sanıp ona iyilik yaptığımızı sanarak zorla paylaşmaya iteriz. Bu durumda da çocuğumuzun kıskanç, geri çekilen, korkan bir kişilik geliştirmesine sebep oluruz. Sonucunda da içe kapanma, obsesif ( takıntılı ) davranışlar sergilemesi kaçınılmaz olur. Bazen de bu korkuyu kullanan (silik ) kişilik davranışları gösterebilir.  
• Bu dönem ince motor koordinasyon oldukça gelişmiştir. ( Merdiven çıkar, koşar, topa tekme atar, eliyle havalandırıp uzağa atabilir, eli kalem boya tutar çizgileri taklit edebilir)
• Lisan yeteneği dış dünya ile iletişim kurabilecek düzeye gelmiştir, 3-4 yaşlarında zamir, zarf, sıfat kullanımı ile gelişmiş cümleler, 4-5 yaşlarında da cümlelerinde edat kullanmaya başlar ( üstünde, altında, yanında gibi), soru, negatif cümle, dili geçmiş zaman ve çoğul kelimeler kullanarak cümle kurar .
• Yine 3- 4 yaşında B,P,M gibi dudak seslerini, 4-5 yaşlarında C,D,H,G,K,T,V seslerini çıkarır.
• Konuşması mantıklıdır ve % 90’ı anlaşılır.
• Kısa tekerlemeler, şiir ezberleyebilir, fonksiyonel eşleştirmeler yapabilir ( ekmek yenir, süt içilir gibi )
• Duygularını ifade eder ( sevgi, nefret, kıskançlık, suçluluk gibi )
• Duygularında sık, sık dalgalanmalar görülse de ret edildiğinde endişelenir. Gurur duygusu kazanıldığı için sık, sık küsmeler görülür. Şefkat duygusu kazanılır.
• Dönemin başında sosyalleşmenin ilk adımı olarak arkadaşlarıyla yan yana oynamalar başlar. Oyunlarda rekabet, gizem, sır tutma, entrika durumları yaşanmaya başlar. Hayali arkadaşları olur, resimlerinde detaylar belirerek günden güne artış görülür. Vücut kısımlarını tanır, akraba bağlarını bilir.
• Yardımsız giyinebildiği için sorumluluğu çocuğumuza vermemiz, hatta karar verme alışkanlığı edindirmek için giyside iki seçenek sunmak onun özgüvenini geliştireceğinden çok önemlidir.
• Haz alanı genital bölgeye geçtiğinden uyarılmaya bağlı mastürbasyon görülmesi normaldir bu durumda onu ayıplamadan dikkatini başka yöne çekmek yeterli olacaktır. Karşı cins merakı başlar bu yüzden bol, bol doktorculuk oyunları görülür.
• Kendi cinsiyetindeki ebeveynle özdeşleşme ( benzeme ) gerçekleşir. Bu yönde bir sıkıntı yaşanmaması için sağlıklı model olmaya dikkat edilmelidir. (sevgi- şefkat dolu ama bir o kadarda kararlı, tutarlı, güvenilir, mutlu, pozitif v.s )
• Gizliliği sevmez, etrafı keşfetmeler devam ettiğinden en çok zehirlemelerin görüldüğü dönemdir.
 • Yaralarının iyileşmeyeceğini düşündüğünden en ufacık bir sıyrık bile önem kazanır ( bandaj yaşı )
• Kardeş kıskançlığı çok belirginleşir onun için kardeşiyle ilgili alabileceği sorumluluklar işe yarayabilir.
• Dönemin sonuna doğru sebep sonuç mantığına dayanan soruları cevaplar ( acıkınca yemek yerim gibi )


SAĞLIKLI OLARAK GEÇİRİLDİĞİNDE
     Çocuk kendi cinsiyle özdeşleşir, kendini benimser, utanç duymadan meraklarını giderebilmeyi, dürtülerine egemen olmayı başarabilir.

SAĞLIKSIZ OLARAK GEÇİRİLDİĞİNDE
     Utanç ve suçluluk duygusunun oluşmasına, kaybetmeye karşı tahammülsüzlük, cinsiyeti ile özdeşim kurmada zorlanma, aşağılık kompleksi görülür. Bu dönemde anne-baba ve çocuk ilişkilerinde yaşanan aksaklıklar ileriki yaşamda nevrotik belirtilere ve karakter bozukluklarına temel oluşturur.



Sevgiyi çocukça yaşamanız dileği ile.

Nurten Daniş
Çocuk Gelişimi Eğitimi Danışmanı


ÇOCUKLUK DÖNEMİ 1,5- 3 YAŞ ARASI YILLARIN İNSAN HAYATINDAKİ ÖNEMİ





• Psikososyal açıdan otonomi
• Psikanalitik açıdan anal dönem olarak adlandırılır.
             Geleceğimizi belirleyen kritik dönemlerden ikincisi olan 1,5-3 yaş dönemi bağımlılıktan özgürlüğe geçiş sürecini kapsar. Karar verebilme yeteneğinin ilk ortaya çıktığı dönemdir. Bu nedenle çevrelerinde ki kişilerin nelere izin verip vermediği konusunda sürekli test eder durumda oldukları kadar kendi varlığını ispatlama çabası ile çokça zıtlaşma eğilimi gösterir. Denetim kurarak kendini ve etrafını yönetme yetisini kazanma başladığından edilgin durumdan etkin duruma geçiş gerçekleşir. Çevresindeki bireylere bağımlı olduğu kadar bireyselleşme, bağımsızlaşma gibi karşıt duyguları bir arada yaşamaktadır.
      Dil gelişimleri iletişim kurabilecek seviyede olsa da soyut olanı anlamakta zorlanırlar. Durumları somutlaştırarak anlatmak gerekir. ( sıcağın ne olduğunu, ütüyü çok hafif derecede ılıtıp dokunmasına izin vererek anlatabildiğimiz gibi) Kendine ismi ile hitap eder, cinsel kimliğin ilk ifadesi olan, cinse ait taklitler başlar. Şefkat duygusu başlasa da duygularını ancak somut bir şekilde ifade edebildiği için kendini sözle ifade etme yerine bedensel davranışlarla ifade eder( vurma,itme,tepinme ). Utanç duygusunun oluştuğu dönemdir. Çevresel uyaranlara karşı çok açık olduğu gibi kendi uyaranlarını yaratma çabası içindedir. Gelişiminin tam olarak desteklenebilmesi için ( zihinsel, bedensel,sosyal, duygusal, psikomotor ve özbakım becerilerini kazanma açısından) oluşturulan güvenli iç ve dış çevrede dilediğince keşif yapmasına, sorduğu her soruya anlayabileceği biçimde yanıt almasına imkan tanınmalıdır. Alabileceği sorumluluklar verilerek ( zorlanmayacağı kadar oyuncaklarını toplama, yemeğini yeme, sofra kurma v.s ) başardıkları için sözel ödüllendirilmeli özgüveni geliştirilmelidir. Bu dönem özdeşleşme döneminin başlangıcı olduğundan çevresindeki bireyleri taklit ederek onlara benzemeye çalışır. Çocuğumuzun istediğimiz özellikleri taşıyabilmesi, sorumluluk bilincinin gelişebilmesi için örnek davranışlar sergilememiz çok önemlidir. Bu özellik aynı zamanda onun toplumsallaşma çabalarının bir başlangıcıdır. Kardeş düşünülmesi için en uygun dönemdir.
       Bu yaş dönemdeki çocuğumuza yaklaşırken onun dışkısını ikna ederek almaya dikkat etmeliyiz. Çocuk için dışkı bedeninin bir parçası gibi algılanır. Bu dönemin en büyük endişesi dışkısının izinsiz alınmasıyla bedenin bir parçası zorla alınıyormuş gibi hissetmesidir.Dışkılamak haz verici bir durumdur dışkılamayı denetleyerek kendisiyle utanç duymamayı, başarma duygusunu tatmayı öğrenir. İsteği dışında alınması endişesi yada utandırılma korkusu ile gizlenme çabası içine girer. Henüz anüs kaslar gelişmediği halde erken tuvalet eğitimi verilme yada altı pişik olur korkusu ile bekletmeden bezini almaya zorlama çocukta utanma, suçluluk duymaya dolayısıyla duygusal tepkilerin kilitlenmesine yol açabilir. Kararlarına saygı gösterilmediği, bir birey olarak kabul edilmediği düşüncesi ile kararsız, anal erotizm sergileyen yada bunu bastırmak için aşırı tepki gösteren mutsuz bir birey olma olasılığı artar. Dışkılamasına karşı ilgisiz kalınarak temizlik ihtiyacı giderilmediği, dışkısının fark edilip sevgi dolu yaklaşılamadığı durumlarda ise başkalarının kararlarını kabul etmeyen, itirazcı, kararsız, öfkeli, asi, sadomazoşist ( kendine ve başkalarına zarar verme ) eğilimli, temizlik ve düzenle özdeşleşemediği için dağınık, düzensiz bir kişilik oluşturabilir. Gerek titiz gerekse ilgisiz tutum sonucunda çocuk anlaşılmadığını sanarak yalnızlık duygusu ile tanışır, bu duyguyu dışkısını içinde tutarak oluşan basınç hissiyle gidermeye çalışır. Saldırgan davranışın ifadesi olarak dışkısını bırakmalar görülür( büyüklerde küfür etme ) Cezalandırılma korkusu yaşam boyu aşırı düzenlilik, katı görüşlülük, inatçılık, cimrilik gibi davranışlara yol açabilir.


DÖNEMİN SAĞLIKLI GEÇİRİLMESİ SONUCUNDA

Bireysel özgürce seçim yapabilen, bağımsız, kendine güvenen, kendi kararlarını kendi verebilen, başkalarının kararlarına saygılı, güven duyulan, duygu ve düşüncelerinde tutarlı, yeniliklere açık, davranışlarının sonuçlarını kabul eden, kendisiyle barışık, sağlıklı özdeşim kurabilen, paylaşımcı olduğu kadar kendi değerine sahip çıkan sosyal bir kişilik gelişir.


Sevgiyi çocuk coşkusuyla yaşamanız dileği ile.



Nurten DANİŞ
Çocuk Gelişimi Eğitimi Danışmanı

ÇOCUKLUK DÖNEMLERİ 0- 1,5 YAŞ ARASI YILLARIN İNSAN HAYATINDAKİ ÖNEMİ


Kronolojik açıdan Süt çocukluğu
Bilişsel akademik açıdan duyu-motor
Psikososyal açıdan güven
Psikanalatik açıdan oral dönem gibi farklı adlandırmalar içermektedir.
                    
BU DöNEMDE ANNE iLE SICAK, SEVECEN, GüVEN VERiCi iLiŞKi YAŞAYAN ÇOCUĞUN HAYATI BOYUNCA DiĞER İNSANLARLA BENZER iLiŞKiLER KURMASI SAĞLANIR.
             Bilişsel gelişmenin ilk dönemi olan duyusal motor dönemde çocuk ilk ayda emme, arama, adım atma ( bu gerçek adım atma ile karıştırılmamalıdır ), yüzükoyun yatarken başını hafifçe kaldırma birkaç saniye sağa sola döndürebilme, başını yana çevirme, moro gibi reflekslerle hayatta kalmayı başarır. İlk aylarda çevresel uyaranlara kapalı olduğu fizyolojik otizm görülürken ikinci ayda kendisiyle ilgilenen kişi ile göz kontağı kurarak bu dönem sona erer. Artık hızla bir gelişme dönemine girerek birinci yaşın sonunda iç ve dış uyarılara cevap veren, yürüyebilen, ilk kelimelerini konuşabilen, kendini döke saça da olsa besleyebilen mucizevi biçimde gelişme gösterir.


Bu dönemde çocuk annesini çevredeki diğer objelerden ayırt etse de onu kendiyle özdeşleştirdiği için kendisiyle bir bütün gibi algılar. Başkalarının bu bütünlüğü bozacağı düşüncesiyle yabancılara gitmek istemez yabancı anksiyetesi dediğimiz doğal bir durum yaşanır ki bu olmadığında anneye bağlanmada bir sorun olduğu düşünülerek çocuğun araştırmak gerekir.
        Bebeklik dönemindeki görülen anneye adeta yapışık birliktelikte, anne tarafından yoğun sevgi içinde beslenirken göğüste şefkatle tutulma, anne kokusunun hissedilmesi, ağız ve tensel temasın verdiği haz güven duygusunun doyurulması için büyük önem taşır. Bu dönemdeki hazza yönelik ihtiyaçlar giderildiği ve tutarlılılık sağlandığı oranda hayatta kalma şansı artarken, gerek ruhsal gerekse bedensel olarak sağlıklı yaşam için o an ve ileride anahtar vazifesi görecek kazanımlar edinilerek çok kritik bir dönemdir yaşanır. Çocuk sevildiğini, istendiğini ancak annesi yada anne sevecenliğine sahip birisi tarafından sevilip, şefkat gösterildiği, ihtiyaçları bekletilmeden giderildiği oranda hisseder, terk edilmeyeceğine inanır. Bu sayede temel güven duygusunun temelleri atılır, anneye sağlıklı bağlanma gerçekleşir. Anne ile çocuk arasında kurulan bu bağ annenin çocuğunu aşırı koruyarak oluşturduğu patolojik bağlılıkla karıştırılmamalıdır. Çocuğun psikososyal gelişimi çok açısından önemlidir.
         Bu dönemde beynin işlevi, duyu organlarının çalışmalarıyla izlenir. Gülme ve ağlama ile zevk veren ve vermeyen unsurlara tepki gösterir, çocuk duygularını ancak bu yolla ifade eder. Dış dünyayı algılamada ağız, deri ve bedenin üst tarafı baskın olup, sosyal ilişkilerini buna göre düzenler. Emekleme ve yürümenin v.s başlamasıyla çocuğun zihinsel, duygusal, sosyal, psikomotor gelişiminin desteklenebilmesi için çevrenin ona zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesi, bir taraftan da tanıması için ortamın olabildiğince aynı kalmasına dikkat edilmeli, ona çevreyi keşfetme serbestliği tanınmalıdır.
         Eli kaşık tutup ağzına götürmeye başladığında kendisinin yemesine fırsat verilmeli, yemeğe birlikte oturulmalı ve yemeği normal haliyle yemesi gelişimi açısından çok önemli olduğu için teşvik edilmelidir.
          Yanında sesli düşünerek konuşma, onunla birlikte dayanıklı az yazılı, bol büyük resimli kitap dergi v.s inceleme, kukla oynatma gibi dil gelişimine katkı sağlayacaktır.
          Oral dönemin sağlıklı atlatılmasını sağlayarak özgüveni, öz saygısı, yaşama sevinci yüksek, dış dünyaya karşı güven duygusu gelişmiş, başkalarının hakkına saygı duyan, etik değerlere önem veren, başarılı, kendini sevgiyle ifade edebilen, kontrol edebilen dolayısıyla mutlu bireyler yetişmesine katkı sağlamış oluruz.
         Bu gelişme aşamasını sağlıklı tamamlayamayan çocuklarımız ne yazık ki gelecekte bağımlı kişilik, karşılık beklemeye dönük ilişki kurma, kıskançlık, yapışkanlık, sürekli bir şeyler atıştırma istediği duyan, kendine olan saygısı diğer insanların yargısına göre şekillenen, karamsar, abartılmış iyimserlik, kendini beğenmişlik gibi olumsuz kişilik özelliklerinin yanı sıra sevgiliye, eşe, çocuğa güvenle bağlanmada sorun yaşayan güvensiz bir birey olabilmektedir.
         Görüldüğü gibi erken çocukluk dediğimiz 0-6 yaş çocukluk döneminde gelişim aşamalarının iyi anlaşılıp, destek sağlanmasıyla ileride yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçmek bizim elimizde.
         Sevgiyi çocuk coşkusuyla yaşamanız dileği ile.


Çocuk Gelişimi- Eğitimi Danışmanı
Nurten Daniş

ANAOKULU - YUVANIN ÇOCUKLARIMIZ İÇİN ÖNEMİ


ERKEN ÇOCUKLUK


     Bireylerin mutlu yaşayabilmesinde genetik ve hormonel faktörler kadar çevresel faktörler de büyük önem taşır. Hele de kişiliğin oluştuğu, bireylerin gelecekteki ruhsal, bedensel, zihinsel yaşamını belirleyen 0-6 yaş grubunda ki çocuklarımızın gelişimlerinin desteklenmesi için yakın çevresinin önemi çok daha fazladır. Biz ebeveynler çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimiz, onlara nasıl davranacağımız açısından zaman, zaman çaresizlik, yetersizlik, kızgınlık, suçluluk, endişe, hayal kırıklığı yaşamakta daha etkili çocuk geliştirme yöntemleri konusunda bilgilenmeye ihtiyaç duymaktayız. Dolayısıyla bu durum biz yetişkinleri çocuk gelişimi konusunda daha nitelikli donanım sahibi olmaya itmektedir. Ancak böylece çocuklarımızın sağlıklı gelişimi için ne tür ortamlara ihtiyaçları olduğunu daha iyi anlar, nitelikli paylaşımlarla çocuklarımızda var olan potansiyeli en üst seviyeye çıkarabiliriz. Çocuk doğumdan itibaren etrafını saran fiziki ve sosyal çevreye uyum sağlamada, en büyük desteği aile bireylerinden alır. Onlarla özdeşleşerek, kendinde aile bireylerinin kişiliğine benzer bir model geliştirir. Kurulan sağlıklı iletişimle sağlanan sevgi ve güven dolu ortamda, yaş grubuna, yeteneklerine ve gelişim kapasitesine göre verilecek sorumluluklarla birey olarak var olduğu, bir işe yaradığı, başardığı inancı oluşturularak, kendine olan güveni geliştirilirken, bağımsız bir birey olması sağlanır. Beynin kalıtımla getirdiği sinir hücreleri ancak sağlıklı bir çevrede artış gösterebilir. Çocuklarımızla sağlıklı iletişim kurarak onlara hakkettikleri sevgiyi , ilgiyi, güveni verebilmemiz için öncelikle okul öncesini önemini, yaşa göre gelişim özelliklerini bilmemiz ve içinde bulunulan yaş grubunun gereksinimi olan çalışmalar yapılarak destek sağlamamız gerekmektedir.




İnsan olabilmenin bir çok özelliğini aşılayacak klavuz olma özelliği taşıyan Abraham Lincoln’ un , oğlunun Öğretmenine, yazdığı mektubu  sizlerle paylaşmak istiyorum.








Zaman alacak biliyorum, fakat öğretebilirsen ona;
Kazanılan bir liranın*, bulunan beş liradan* daha değerli olduğunu öğret


Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.


Eğer yapabilirsen, Sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını…


Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlarda tanı.


Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların, ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği.


Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.


Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret. Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi…


Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini, ve sadece iyi olanları almasını öğret.


Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.


Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.


Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona.


Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret.




Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Danışmanı


Nurten Daniş


Çocuk kalbi sevgilerinizin hep çoğalması dileği ile.